NORMAL
“Her normal insan aslında yalnızca orta seviyede normaldir. İnsan egosunun şu ya da bu kısmı, az ya da çok derecede akıl hastasınınkine yaklaşır”
Halil Dilek
İnsanlığın temelinde normlarla kurulmuş karşılıklı bağlar vardır. Şöyle ki; Bir normun oluşması ile insanın gelişmesi, insan kimliğini kazanması gene insanın koyup kendini tabi kıldığı normlarla ilişkisinde gözlemlenmektedir. Günümüz kültürel antropologlarının sıkça vurguladıkları , evrimin kültürel kodları göz önünde tutulduğunda insanlaşmanın tarihinde hep normlarla karşılaşırız. Konfüçyüs’ ün dediği gibi “ Sorun , bu dünyanın nasıl yaratılmış olduğunda değil , onu bizim nasıl yöneteceğimiz ve düzenleyeceğimizdedir.” İnsan dünyayı algılayıp kavrarken her şeyi nesneleştirme eğilimindedir. Bu sayede oluşan “ben bilinci” , “dünyanın bilgisi” ve ona atfedilen yasalarla bağlantılıdır. Olması gereken ve olan ayrımına gittiğimizde, olan zaten doğa yasalarınca belirlenirken olması gerekene “değerler” adını verebiliriz. Karar verirken neye göre karar vereceğiz? Doğa yasaları mı yoksa değerler mi ön planda tutulmalı? Yoksa hepsinin bir bileşkesi mi? Sorular çoğaltılabilir ancak buraya kadar anlamamız gereken doğa bilimlerinin çizdiği çerçevede norm ve normallik , oldukça pozitivist bir bakışın egemen olduğu , nesnellikten sapmaya müsaade etmeyen bir tanımlama iken; Meseleye hermenötik(yorumsamacılık) tarzdaki yaklaşımlarda işin içine felsefe, edebiyat, estetik , psikoloji girmekte böylece de kelimenin anlamı genelleşip zenginleşmekte gelenekler , örf ve adetler , moda , yaşam tarzları gibi faktörlerin etkisiyle daha ele avuca sığmaz bir noktaya çıkmaktadır.
Sigmund Freud “Her normal insan aslında yalnızca orta seviyede normaldir. İnsan egosunun şu ya da bu kısmı , az ya da çok derecede akıl hastasınınkine yaklaşır” demiştir. Delilik ve deha bir arada da görülebilmiştir. İnsanlık tarihinde pek çok düşünür , devlet adamı , ressam , besteci , yazar ve bilim insanının yaşamlarında anormal davranışlar sıkça gözlenmiştir. Dinsel düşüncede de kendine yer bulan anormalliklere tarikatlarda sıkça rastlanmıştır. Mesela “Cavlakiyye” denilen Kalenderiliğin bir koluna mensup gezgin dervişler , saçlarını sakallarını, kaşlarını , tüylerini kazıyıp hayvan postlarına sarılarak dolaşırlardı. Kaygusuz Abdal bir şiirinde bu durumu vurgular: ..../Bu sakalı kırkarım/ .... Sakalımla başımı/ Bıyığımla kaşımı/ Hak onara işimi/ Bu sakalı kırkarım/.... Melamilikte ise dervişler kendilerini garip hallere düşürerek halkın lanetini , kınamasını , tiksintisini çekerek nefis terbiyesini amaçlarlardı. Ar-ı namus şişesini taşa çaldım kime ne? Moda ve giyim tarzlarında da normal-anormal ayrımı yapılagelmiştir takipçiler ve toplum nezdinde. Paris , Milano , Roma gibi şehirlerde düzenlenen moda haftalarında sergilenen giysi ve saç tasarımlarındaki gariplikler herkesin malumu. Ülkemizde de son dönemde yaygınlaşan , tas kafa tıraşı anormal görünümünün yanı sıra suçla da ilişkilendirilmiştir bu tarza sahip kişilerin karıştıkları kriminal olaylar nedeniyle. Bir de egzotik bölgelerdeki yerlilerin giyim kuşamları var ki dünyanın geri kalanını hayretler içinde bırakmaktadır. Örneğin Yeni Gine’deki bazı yerli erkeklerin penislerine taktıkları “koteka” denilen uzun kılıflar. Uzatılmış ipliklerle bele veya boyna asılıyken penisi içine alan , kurutulmuş kabak gibi malzemelerden yapılan bu kılıflar sadece penisi örterek vücudun geri kalanını çıplak bırakır vaziyettedir. Afrika’daki tabak dudaklı kadınlar , kadın üyelerinin boynuna metal halkalar geçirerek boyunlarını uzatıp güzelleştiğini düşünen kabileler belgesellerden oldukça aşina olduğumuz görüntülerdir.
Tarih öncesi kültürlerde anormal davranışlara doğaüstü güçlerin işi olarak bakılıyordu. Anormal kişiyi kötü ruhların, şeytanların , cinlerin, tanrıların ele geçirdiğine veya kişinin cadı olduğuna inanılıyordu. Böyle kişilerin tedavi edilmesi gerektiği düşünülürdü. Eski uygulamalardan birinde , kötücül güç tarafından ele geçirilmiş kişinin kafatasının bir kısmı çıkarılarak oluşturulan açıklıktan kötü ruhun çıkıp kaçması , böylece kişinin normale dönmesi beklenirdi. Bunun dışında şeytan çıkarma uygulamalarında dua , sihir , kamçılama , aç bırakma , gürültü çıkarma gibi yollara başvurulurdu.
Anormallik kavramı tarihte edebiyat ve sanatın diğer dallarında , sinemada , psikolojide hep önemsenip ele alınmış olmasına rağmen bugün bile anormal davranışın yapısına dair bilgiler sınırlı düzeyde kalmış ve ölçütlerinin sınırları tam anlamıyla çizilememiştir. Bu tanımlamaya gelmezlikte elbette kültürel farklılıkların etkisi büyük olmakla beraber kişisel tarihlerimizin ve mizaçlarımızın farklılıkları da yadsınamaz derecede etkilidir. Öyle ya başka zihinler , başka yaşamlar demek. Başka zihinleri bilebilme noktasında dahi çaresizken , normali ve anormali kime göre neye göre belirleyeceğiz? Hepimizin iç aleminde hayali bir konsey toplanmış da normali ve anormali belirliyor gibidir. Bu belirleme süreci kişiye pek açık olmasa da böylesi bir kabul vardır. Zamana ve mekana göre değişen normallik algısını düşündüğümüzde belki de şu sorunun da kapısını aralayabiliriz: Normal diye bir şey gerçekten var mı? Fizik ve matematikteki “normal” terimi dışında , davranış kalıplarını niteleyen normale ihtiyaç var mıydı? Bilinemezciliğin şefkatli kollarına sığınmakta fayda var sanki. Başkalarını bilemem ama böyle zamanlarda bugün kaçış oraya.






Benzer Haberler
HAZCILIK (HEDONİZM)
KUTSALIN TEZAHÜRÜ
Başkan Kırgız: “Emekli sendikacılığında yeni yol haritası çiziyoruz”
Emekli sendikacılığı…
ARTIK ZORUNLU HALE GETİRİLDİ
Denizli Dikkat!
NORMAL
Aydem Holding: 'Derin öyküsü'