MOR ODADA DOĞANLAR (PORFİROGENNETOS)
Mutlak gücün, tanrısallığın ve devlet otoritesinin rengiydi. Hatta çıkarılan kanunlarla imparatorluk ailesi dışındakilerin tamamen mor giymesi yasaklanmış, bu suçu işleyenler idam cezasıyla dahi karşı karşıya kalmıştır.
Halil Dilek
Antik dönemde, bugünkü Suriye, Lübnan ve Kuzey İsrail'i içine alan Levant kıyılarında önemli bir uygarlık kurmuş “Fenikeliler”, hem kendi dönemlerindeki hem de kendilerinden sonra gelen uygarlıkları önemli ölçüde etkilemişlerdir. Doğu Akdeniz’den çıkıp tüm Akdeniz kıyılarına hatta Atlas Okyanusuna kadar yayılmışlar, ticarete dayalı şehir devletleri kurup koloniler oluşturmuşlardır. Bunlardan en bilineni Tunus'un kuzeyinde yer alan “Kartaca” idi. Denizcilikleri ve şehir devletleri (Sur, Sayda, Byblos gibi) kadar geliştirdikleri alfabe ile de ünlüdürler. Kültürde, gemi yapım tekniklerinde, sanatta, zanaatta, cam yapımında ve madencilikte çok ileri gitmişlerdi. Ayrıca “murex” adı verilen bir deniz salyangozundan elde ettikleri “mor” renkli boyayla(Sur moru, kraliyet moru, imparatorluk moru) ve bu boyayla boyadıkları kumaşlarla da ünlendiler. Boyayı elde etme işlemi oldukça zahmetliydi ve çok az miktarda boya çıkartılabiliyordu. Binlerce salyangozu toplayıp kaynatarak çıkarılan boya gramlarla ölçülen miktarda oluyordu. Az bulunan bu boya kumaşta kullanılınca kumaşı pahalı ve lüks hale getiriyordu. Bu renk zamanla Roma ve özellikle Bizans İmparatorluğunun özel rengi oldu. Mutlak gücün, tanrısallığın ve devlet otoritesinin rengiydi. Hatta çıkarılan kanunlarla imparatorluk ailesi dışındakilerin tamamen mor giymesi yasaklanmış, bu suçu işleyenler idam cezasıyla dahi karşı karşıya kalmıştır. Roma İmparatorluğu’nda zafer kazanan generaller ve imparatorlar tamamen mor renkte ve altın işlemeli cübbeler (toga picta) giyerdi. Bizans’ta ise mor ipekten pelerinler doğrudan imparatorluk alametiydi. Roma senatörleri ve yüksek mahkeme yargıçları, statü göstergesi olarak kenarlarında mor şeritler bulunan beyaz cübbeler (toga praetexta) giyerlerdi. Bizans’ta bazı yüksek rütbeli memurlar ve kilise mensupları(piskoposlar) mor yamalar ve şeritlerle süslü beyaz elbiseler giyebilirlerdi. Bizans İmparatorları, devletin resmi belgelerini sıradan bir mürekkeple değil kendilerine özel mor renkte mürekkeple imzalarlardı. Hristiyanlığın kabul edilip devletin resmi dini oluşundan sonra mor renk Tanrısal Krallığın da rengi oldu. Çok değerli mor boyayla renklendirilmiş parşömenlere, ilerleyen dönemlerde kağıtlara altın ve gümüş harflerle inciller yazıldı. Mor renk, yaşamda olduğu gibi ölümde de kullanılmıştır. Birçok Roma ve Bizans imparatoru mor kefenlere sarılarak defnedilmiş, mezar lahitlerinde porfir taşı kullanılmıştır.
Bizans'ın ünlü İmparatorlarından Aleksios Komnenos'un tarihçi kızı Anna Komnena'nın, babasının tahttaki dönemini anlattığı; devletin içinde bulunduğu siyasi , sosyal ve kültürel durum ile gelişmeleri yazdığı eseri “Aleksiad”’da bu özel mor renkten de bahsedilmiştir. Anna Komnena özellikle kendisinin doğumunun da gerçekleştiği “Mor oda”’yı anlatır. Mor renkli kumaş ve süslemelerle bezenmiş, mor porfir taşından yapılmış bir oda. Bizans İmparatorluğu’nun en güçlü sembollerinden biri olan “Porphyrogennetos (Porfirogennetos)” kavramı, kelime anlamıyla “Mor Odada Doğan” demektir. Bu unvan, sıradan bir soyluluk ifadesinin çok ötesinde, hanedanın meşruiyetini ve taht üzerindeki mutlak hakkı simgeleyen kutsal bir yapıdır.
Bu geleneğin (mor odada doğmak) en bilinen, tarihe hem duruşu hem de kalemiyle yön vermiş ismi ise şüphesiz “Anna Komnena”’dır. Mor oda (Porphyra); Büyük Saray’ın (Palatium Magnum) deniz tarafında, Marmara’ya bakan terasların yakınında kare planlı, çatısı piramit şeklinde küçük bir binaydı. Bu odanın duvarları, tabanı ve tavanı, antik dünyada gücün, hükümdarlığın ve ihtişamın rengi kabul edilen mor/erguvani renkteki porfir ile kaplıydı. Mısırlı taş ustalarının elinden çıkan bu nadide porfir mermer, Roma ve Bizans kültüründe yalnızca imparatorluk ailesinin kullanımına ayrılmıştı. Hamile imparatoriçeler, doğum vakti geldiğinde bu özel odaya çekilirlerdi. Bundan maksat güç ve meşruiyet sağlamaktı. Bizans’ta tahta geçmek için illa bir önceki imparatorun oğlu olmak gerekmiyordu; askeri darbeler veya entrikalar sık sık hanedan değişimlerine neden oluyordu. Ancak bir çocuk babası imparatorken, annesi imparatoriçeyken ve doğrudan bu odada doğmuşsa, taht üzerindeki meşruiyeti sarsılmaz kabul edilirdi. Sonradan tahta çıkan veya babası henüz imparator değilken doğan çocuklara karşı bu unvan muazzam bir üstünlük sağlardı.
Anna Komnena ve Aleksiad(Alexiad)
İmparator I. Aleksios Komnenos ve İrini Dukena’nın ilk çocuğu olarak 1083 yılında tam olarak bu odada doğan Anna Komnena, unvanını gururla taşıyan gerçek bir “Porphyrogenita” idi. Anna, sıradan bir saray prensesi değildi. Döneminin en iyi eğitimini almış; felsefe, edebiyat, tıp, astronomi ve tarih konularında derin bir entelektüel birikime sahipti. Babasının ölümünden sonra tahtı kardeşi II. İoannis’e kaptırınca siyaset sahnesinden çekilmek zorunda kaldı ve kendini bir manastıra kapatarak Bizans tarihinin en önemli kaynaklarından biri olan “Aleksiad” ı yazdı. Aleksiad sayesinde Anna Komnena, tarihin ilk kadın tarihçisi olarak kabul edilir. Kitabında babasının saltanatını, I. Haçlı Seferi’nin İstanbul’dan geçişini ve bazı ayrıntılarını, saray entrikalarını ve tıp gözlemlerini muhteşem bir kurgu ve ağır, klasik bir Yunanca ile anlatır. Anna, kitabında “mor odada doğduğunu” sık sık vurgular. Bu onun için sadece bir doğum yeri değil, elit entelektüel kimliğinin ve siyasi hakkının tesciliydi.
Porfir Taşının Sanattaki İzi
Porfir taşı o kadar sert ve değerlidir ki, Bizans yıkıldıktan sonra bile bu taştan yapılan eserler (lahitler, sütunlar) kutsiyetini korumuştur. İstanbul’da bugün “Çemberlitaş Sütunu” olarak bilinen sütunun yapıldığı taş da bu porfirdir. İstanbul’un Haçlılar tarafından fethinden sonra yağmalanan veya şehirde kalan birçok porfir lahit, bugün hala İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bahçesinde görülebilir. Bizans’ın bu köklü geleneği, günümüz dillerine de bir deyim olarak miras kalmıştır. İngilizcedeki “Born to the purple” (mor içinde doğmuş) ifadesi, tam olarak bu odadan köken alır ve çok şanslı, asil ya da ayrıcalıklı bir ailede dünyaya gelen insanları tanımlamak için kullanılır.






Benzer Haberler
Kutsal Hain
MOR ODADA DOĞANLAR (PORFİROGENNETOS)
VAFTİZCİ YAHYA (JOHN THE BAPTİST)
İNİSİYASYON
YAŞLI BİLGE KADIN
Gençler Denizli’yi keşfe çıkıyor
Başkan Orpak Kermese Katıldı
Nikferli Prof. Dr. Hasan Bacanlı köyünde anıldı