Kutsal Hain
“Kutsal hain”, anlamsal olarak oksimoron (çelişkili ifadelerin bir arada kullanılması) türünden ilginç bir sıfat tamlamasıdır."
Halil Dilek
“Yenilecek meyve vermediğini bildiğin ağaçları kesmeli ve bunlardan seninle savaşan şehrin karşısında orayı eline geçirmek için hücum aletleri yapmalısın.” Tesniye XX, 20
Antakya, Asi Nehri (Orontes) kenarında, Akdeniz'den yaklaşık yirmi kilometre mesafede kurulu bir şehirdir. Milattan Önce 300 civarında, Büyük İskender'in ünlü komutanı I. Seleukos Nikator tarafından kurulup babasının ismiyle isimlendirilmiştir. Kısa zamanda Asya'nın en önemli şehri haline gelen Antakya, Roma İmparatorluğu’nun en büyük üç şehrinden birisiydi. Hristiyanlar ilk defa bu şehirde “Hristiyan” adını almış, Havari Petrus ise ilk piskoposluğunu burada kurmuştu. Bu yüzden Hristiyanlar için her zaman özel bir değere sahip olmuştur. Tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan şehir çok defalar el değiştirmiştir. Haçlı Seferlerine yakın bir zamanda, 1085 yılında Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından fethedilmiştir. Süleyman Şah’tan sonra tahta geçen Melikşah, şehre Türkmen Yağısıyan’ı vali olarak atadı.
Antakya hem hristiyanlık için özel oluşuyla hem de güneye yani Filistin’e yürüyüşlerinde mutlaka alınması gereken müstahkem bir mevkide yer almasıyla Haçlılar’ın doğal ve önceden belli bir hedefiydi. Haçlılar şehrin önüne kadar geldiklerinde surlarda dört yüz nöbetçi kulesi bulunuyordu ve surların iç tarafında bol su mevcut olduğu gibi sebze bahçeleri ve otlaklar da vardı. Ayrıca şehir kuşatma boyunca dışarıdan iaşeye de müsaitti. Türkler Antakya’yı 1085 yılında ancak bir ihanet sayesinde ele geçirebilmişlerdi; şimdi ise Yağısıyan’ın korktuğu şey başka bir ihanetti. Bu yüzden şehirdeki hristiyanlardan bir kısmını şehir dışına sürüp rum patriğini de hapse atmıştı. Haçlılar Antakya içinde olup bitenleri şehirden kaçmış veya sürülmüş hristiyanlar ve onların içerde kalmış akrabalarıyla irtibatları sayesinde öğreniyorlardı. Buna karşın Türkler de şehirdeki hristiyanların bir çoğu ve özellikle, bizans veya frank hakimiyetine pek sıcak bakmayan Süryaniler sayesinde haçlı ordugahında olup bitenleri öğreniyorlardı. 1097 noelinde ordunun erzağı neredeyse tükendi ve haçlı reisleri bir kısım askeri, Bohemund ve Robert De Flandre kumandasında Asi vadisi boyunca Hama taraflarına, köyleri yağmalayıp yiyecek bulmaya gönderdi. Bunu haber alan Yağısıyan tüm kuvvetiyle çıkış yapıp, geri kalan haçlı ordugahındakilere saldırdı. İki tarafın da büyük kayıplar verdiği bu çatışmada Türkler tekrar surun içine, haçlılar da önce, sallardan yapılmış köprü yanına sonra da ordugaha çekildiler. 29 Aralıktaki gece savaşının ertesi günü, Urfa’da bile hissedilen şiddetli bir deprem oldu; gecesinde de fecri şimali (Aurora Borealis) göğü aydınlattı. Sonra haftalarca tufanı andıran yağmurlar yağdı, hava çok soğudu. Tanrı’nın, savaşçılarına gururları, isyan içinde oluşları, edepsiz yaşayışları, hırsızlık ve eşkiyalıkları nedeniyle kızdığını düşündüler. Le Puy Piskoposu Adhemar (Papa II. Urbanus’un kutsal topraklar seferine seçtiği temsilcisi) üç gün süreyle günahlara tövbe orucu tutulmasını emretti. Fakat açlıktan ölüm tehlikesi varken oruç bir anlam taşımıyordu. Yağma seferi de boşa çıkınca açlıktan ve hastalıktan ölümler başladı. Mevcudun yedide biri açlıktan ölüp gitti. Tüm bu yaşanan zorluklara bir de Musul Emiri Kürboğa’nın topladığı büyük bir orduyla Antakya’ya yardıma geliyor olması da eklenince Haçlılar epey sıkışmış vaziyette idiler. Ordugahta moraller bozulmuş, firarlar dahi başlamıştı.
İşte Haçlı ordusu için şartlar böyle kötü giderken; Musul Emiri Kürboğa’nın, Antakya yolunda sağ kanadını güvende tutmak için Urfa’nın yeni hakimi Badouin’i gereğinden fazla ciddiye alarak urfa’yı kuşatması ve burada oyalanması haçlılara zaman kazandırıp Antakya’yı tehlikeye atmıştı. O kış Haçlılar’ın içine düştüğü zor şartlardan yararlanılamadı. Bu sıralarda surların içindeki Antakya şehri de zorluklara göğüs geriyor, şehrin iaşesi günden güne azalıyordu. Haçlılar’ın şehre yiyecek taşıyan tüccarların önünü kesmesiyle birlikte şehrin Emiri Yağısıyan bazı tedbirler almak zorunda kaldı ve herkesin elindeki gıdanın yarısını teslim etmesini istedi. Süveydiye (günümüzün Samandağ’ı) limanından gemilerle gelen kuşatma aletleri ve bir miktar yiyecek Haçlılar’ın moralini biraz düzeltse de yine de durum kötüydü. Mayıs ayında Kürboğa, Urfa önünde surlara boş yere saldırırken, Bohemund canla başla çalışıyordu. Antakya’da sur kulelerinden birinin subayı olan Firuz adındaki Ermeni dönmesi kişiyle bağlantı kurmuştu.
Tarih, meydan muharebelerinde kazanılan zaferlerin yanı sıra müstahkem kale surlarının arkasında yapılan gizli pazarlıklarla da şekillenmiştir. Kuşatma savaşlarının seyrini değiştiren bu kırılma noktalarının merkezinde ise çoğu zaman bir kale kapısını içeriden açan veya surlardan aşağıya ip merdiven sarkıtan hainler yer alır. Kutsal toprakları ele geçirme maksadıyla başlatılan Birinci Haçlı Seferi’nin en kritik eşiklerinden biri olan 1097-1098 yıllarındaki Antakya kuşatması, işte böyle bir ihanete sahne olmuştur.
Antakya’yı aylardır kuşatan ancak bir türlü geçilemeyen sağlam surlar önünde eriyen Haçlı ordusu, zaferi askeri dehasıyla değil, kalenin içindeki zırh ustası Firuz’un yardımıyla elde etmiştir. Yağısıyan ile yaşadığı kişisel husumet ve aldığı rüşvet sözleri neticesinde Firuz, gözetiminden sorumlu olduğu İki Kız Kardeş Kulesi’nden (Tower of the Two Sisters) aşağıya ip merdivenler sarkıtmıştır. Steven Runciman’ın “Haçlı Seferleri Tarihi” adlı eserinde belirtildiğine göre Firuz, Yağısıyan idaresinde önemli bir mevkie çıkmıştır. kuşatma sırasında erzak istifçiliği yaptığı için para cezasına çarptırılmış, bu yüzden de efendisine kızmış durumdaydı. İhanet gerçekleşip Antakya düştükten sonra ortada dolaşan bir rivayete göre ise; Firuz, sondan bir önceki geceye kadar ihanet konusunda tereddüt içindeymiş, ancak karısının kendisini Türk arkadaşlarından birisiyle aldattığını keşfedince kararını kesinleştirmiş. Bohemund komutasındaki Haçlı askerlerinin gece yarısı sızdığı Antakya, içeriden açılan bu kapı ile düşmüş ve şehirde büyük bir kıyım yaşanmıştır. Kaderin ilginç bir cilvesiyle haçlı askerlerinin ilk öldürdüğü kişi ise Firuz’un öz kardeşi olmuştur. Kardeşinin savunduğu sur kulesi Firuz’un sorumlu olduğu kulenin komşusuydu. Belki de Firuz, kendisini garanti altına almak için planlarını kardeşi dahil kimseye söylememiştir. Antakya Kuşatması ve bu olayı aktaran kronikçilerden olan ve sefere katılan Norman papazı Radolphus Cadomensis (Caen’li Ralf), “söyleseydi eğer sabaha kalmaz kendini darağacında bulurdu” diye de ekliyor. Yazarımız Radolphus, Firuz için ilginç ve ironik biçimde “Kutsal Hain(Sanctus Proditör) ifadesini kullanmış. Tarihe “Kutsal Hain” olarak geçen Firuz, Haçlılar için bir kurtarıcı, Doğu dünyası için ise bir felaketin mimarı olmuştur.
“Kutsal hain”, anlamsal olarak oksimoron (çelişkili ifadelerin bir arada kullanılması) türünden ilginç bir sıfat tamlamasıdır. Birbirine zıt kavramları bir araya getirerek oluşturulan oksimorona örnekler verecek olursak; bu ifade tarzını eserlerinde en çok kullanan yazarlardan biri olan William Shakespeare’in bazı kelimelerine bakabiliriz: “sevgi dolu nefret”, “ağır hafiflik”, “soğuk ateş”, “ayrılık ne tatlı bir acı” gibi. Aşık Mahzuni'den “deniz vurgununun yaresi bir hoş” ve “analı babalı öksüz gibiyim” ifadelerini de sayabiliriz.
Ne kadar ilginçtir ki, Haçlı kronikçi, kendilerine yardım eden adama Hristiyan bile olsa hain demekten geri kalmıyor. Fakat aynı zamanda kutsal kelimesini de başa ekliyor. Ekliyor eklemesine, ancak bu durum Firuz’un kötü ününü hiç de yumuşatmıyor. Onu minnettarlık ifade eden güzel kelimelerle anmıyor. Haçlı dünyasında da İslam ve Türk dünyasında da o hep bir hain olarak kalıyor. Bin sene de geçse şehrine, ülkesine, milletine ihanet eden kişi, birileri için kutsal bir iş yapmış dahi olsa hain olarak hatırlanıyor.






Benzer Haberler
Kutsal Hain
MOR ODADA DOĞANLAR (PORFİROGENNETOS)
VAFTİZCİ YAHYA (JOHN THE BAPTİST)
İNİSİYASYON
YAŞLI BİLGE KADIN
Gençler Denizli’yi keşfe çıkıyor
Başkan Orpak Kermese Katıldı
Nikferli Prof. Dr. Hasan Bacanlı köyünde anıldı