HAZCILIK (HEDONİZM)
Evliya Çelebi , “Hüseyin Baykara geceleri” diye adlandırdığı zevk-ü sefa fasıllarından bahsederken ıyş-ü işret’e dalanlardan teferruatıyla bahsetmiştir.
Halil Dilek
Hedone , Yunan mitolojisinde Eros( aşk tanrısı) ve Psyche’nin(ruh, tin) birleşmesinden doğan zevk , keyif ve haz tanrıçasıdır. Daha çok duyusal hazlarla ilişkilendirilmiştir. Felsefede hedonizm , hazzın mutlak anlamda iyi olduğunu , insan eylemlerinin buna yönelik planlanması ve belirlenmesi gerektiğini savunur. Hazza yönelmenin , bunun tersi olan acıdan da kaçınmanın insanın temel gayesi olduğunu söyler. Ünlü filozof Sokrates’in öğrencisi ve Kyrene okulunun kurucusu Aristippos’un öğretisi olarak bilinir. Aristippos’a göre haz veren şey iyi , haz vermeyen ise kötüdür. Ayrıca ona göre bedensel hazlar tinsel hazlardan önemlidir. Düşün dünyası , sanat ve psikolojide çeşitli disiplinlerde hedonizm ele alınırken bedensel hazlarla birlikte entellektüel hazlar da önemsenmiştir. Başka bir Antik Yunan düşünürü olan Epikür’e göre ise , tinsel hazlar bedensel hazlara yeğlenmelidir. O , ruh dinginliği ve bilgeliği salık verir. Gerçek haz gelip geçici olan değil sürekli olandır. Kyrene okulunun kurucusu Aristippos ve devam ettiricisi Epikür’ün etkileriyle 19. Yüzyılda İngiliz Pragmatizmi doğmuştur. Hedonist karakterin en güzel işlendiği çağdaş edebiyat eserlerinden biri İngiliz Yazar Oscar wilde’ın Dorian Grey’in Portresi’dir. Baş karakter Dorian Grey hazcı , egoist , zevklerini doyurmada hiçbir ahlaki engel tanımayan , neşeli mi neşeli hep genç kalan ilginç bir tiptir. “En güzel günlerinizi sıkıcı şeyleri dinleyerek , kaybetmeye mahkum olanı kurtarmaya çalışarak , kendinizi cahil , kaba , adi insanlara adayarak heba etmeyin. Bunlar çağımız hastalıklı amaçları , yanlış idealleri. Hayatınızı yaşayın! İçinizdeki o muhteşem yaşama sevincini açığa çıkarın! Hep yeni heyecanlar arayın. Yepyeni bir hedonizm! İşte çağımızın ihtiyaç duyduğu şey budur. – Lord Henry Wotton , Dorian Grey’in Portresi.”
Sanat tarihi ilkel hazların tatmininin betimlendiği sahnelerle doludur. Resim , heykel , müzik , halk anlatıları , masallar ve diğer türlerde kendisine çokça yer bulan hazların tatmini kimi zaman bunun iyi bir şey olduğu alt mesajıyla iletilirken kimi zaman da bunun sonunun iyi olmadığı , sonunun cehennem çukuru olduğu , bu dünya hayatının gelip geçici olduğu mesajlarıyla birlikte ifade edilmiştir. Hollandalı Ressam Hieronymus Bosch’un(1450-1516) ünlü triptiği(triptik: üç parçadan oluşan resim) “Dünyevi Zevkler Bahçesi” bunun en güzel örneklerindendir. Triptiğin sol kanadında , Adem ile Havva harikulade hayvanlarla birlikte cennette tasvir edilirler. Orta panelde pek çok çıplak figür , olağanüstü güzellikte meyveler kuşlar ve daha nice doğal harikalarla dünyevi zevklerin nirvanasına çıkar adeta. Sağ panelde ise günahkarların cehennemde cezalandırılışı resmedilmiştir. Paneller kapatıldığında oluşan rölyefte ise tanrının bu dünyayı yaratışı anlatılmıştır. İnsanlık tarihinin gördüğü en güzel edebi eserlerden olan Binbir Gece Masalları’nın pek çok yerinde , zenginlik ,rahat yaşam muazzam lezzette yiyecekler , güzel kokular , insanı mest eden çalgılarla çengilerle müthiş müzikler rüyalar alemini çağrıştırır. Cinselliğin , dile söze gelmesi zor ifadelerle vurgulandığı binbir gece masallarında bedensel hazzın her detayı uzun uzadıya anlatılmıştır. Masalların kimi yerlerinde erkeğimiz ve kadınımızın diyaloglarında cinsel organlara absürd isimler vererek onların marifetlerinin ballandıra ballandıra ifade edilişini dahi görürüz. Roma imparatorluğunda asilzade sınıfından kişilerin ziyafetlerde yiyeceklerin lezzetini tekrar tekrar alabilmek için kendi kendilerini kusturup yeniden yemeklere yöneldikleri anlatılır. Evliya Çelebi , “Hüseyin Baykara geceleri” diye adlandırdığı zevk-ü sefa fasıllarından bahsederken ıyş-ü işret’e dalanlardan teferruatıyla bahsetmiştir. Erol Taş’ın kızartılmış butları büyük bir iştahla dişlediği sahnelerin akıllardan çıkmamasının en önemli sebebi herhalde ünlü aktörün , leziz yemeğin nasıl haz verdiğinin resmini somutlaştırıp sonsuza kaydetme başarısında yatıyor olsa gerek. Divamız Bülent Ersoy’un seslendirdiği “sefam olsun” adlı şarkının sözleri: Bir elimde cımbız , bir elimde ayna umurumda mı ki bu dünya/ Her gün başka bir gönülde her gün başka bir alemde/ Günümü gün ediyorum sefam olsun oh oh! / ..../ Üflemeyin sakın dostlar uçuyorum oooh ooooh/. Sadece ses sanatında ustalaşmayla açıklanamayacak yoğun haz duygusunu burada da görüyoruz. Yine aynı sanatçının “mazallah” şarkısının klibinde süt banyosu yaptığı sahneler , başka klip video sinema filmlerindeki görüntülerde tahtta oturan krallar , sultanlar , melikelerin palmiye dallarıyla serinletilip haremin tadını çıkardıkları izlenmekte. Kırmızı rujlu muntazam biçimli dudakların arasına , üstten sarkıtılan bordo renkli üzüm salkımından iri taneler şehvetengiz biçimde girmekte , kadın erkek bedenleri cinsellik temalı sergilenmekte.
Peki her şey zıttıyla mı kaimdir? Düalist yaklaşımla bu minvaldeki tartışmalarda da mı karşılaşıyoruz? Doğu ve batının gerek mistik anlatılarında gerekse de kutsal metinlerinde , haz peşinden gidenin sonu virane, sonu uçurum ve pişmanlık” arketipi kadim kültürlerden bu yana yer etmiştir. Protestanlığın en önemli ilkelerinden olan asketizmde(çilecilik) insanın kendine riyazi bir yaşam biçimi seçmesi , içgüdülerine ve ihtiraslarına hakim olması vardır. Asketizm , tüm gücüyle varlıktan saf bir zevk alınması ve bunun getirdiği mutluluğa karşı mücadeleyi ifade eder(Max Weber , kapitalizmin ruhu ve protestan ahlakı). İslam tasavvufundaki “Zühd” kavramı , zevke ve dünya nimetlerine karşı oluşuyla asketizmi andırmaktadır. Zahidane yaşayışı benimsemiş müminler ve dervişler zaman zaman aşırıya giderek uzlete çekilme , yer altında gün ışığından yemeden içmeden mahrum kalma gibi uygulamalara gitmişlerdir. Bazı doğu felsefelerindeki ve Hint sufileri ile Budistlerdeki dünya nimetlerinden el çekip kendilerini acı ve ızdırap içinde bırakma uygulamaları da bilinmektedir. Hatta İbrahim bin Ethem’in hayat hikayesini , Gautama Siddhartha’nın yani Buda’nın hayat hikayesine benzeterek , onun aslında Buda olduğunu iddia edenler bile çıkmıştır. İbrahim Ethem de Buda gibi ünlü bir prensken , sarayın nimetlerini tüm zevk-ü sefayı reddederek inzivaya çekilmiştir. Pir Sultan Abdal’ın hayatını anlatan bir filmde de , onu tutup atlarının arkasında elleri bağlı yerde sürükleyerek hızır paşa’ya götüren Osmanlı askerlerinden biri dönüp , yerde sürüklenmekten kan revan içinde kalmış Pir Sultana: - Nasıl keyfin yerinde mi der ve kötülüğün verdiği keyifle pis bir kahkaha atar. Yerden başını zar zor hafifçe kaldıran Abdal şu cevabı verir: -Keyif senin gibi eşşeklerde olur. Sahiden keyif eşeklerde mi olur , o hoşaftan anlamaz eşekte mi?






Benzer Haberler
HAZCILIK (HEDONİZM)
KUTSALIN TEZAHÜRÜ
Başkan Kırgız: “Emekli sendikacılığında yeni yol haritası çiziyoruz”
Emekli sendikacılığı…
ARTIK ZORUNLU HALE GETİRİLDİ
Denizli Dikkat!
NORMAL
Aydem Holding: 'Derin öyküsü'