GÖBEK BAĞI KESİLDİ AĞIT İPİ VERİLDİ
Doğmamış bir insan ağıt yakamaz, herhangi bir istismara ve kötülüğe maruz kalamaz. Ancak göbek bağı kesildiği an yani varoluş belasını taşımaya başladığı an artık kötülükler yağmur gibi yağar başından aşağıya.
Halil Dilek
“Sonunda Eyüp ağzını açtı ve doğduğu güne lanet edip şöyle dedi: Doğduğum gün yok olsun. ‘Bir oğul doğdu’ denen gece yok olsun! Karanlığa bürünsün o gün, Yüce Tanrı onunla ilgilenmesin, Üzerine ışık doğmasın. Karanlık ve ölüm gölgesi sahip çıksın o güne, Bulut çöksün üzerine; Işığını karanlık söndürsün.”(Eyüb 3:2-5 Eski Ahit)
“Hayata, varolmayışın kutsal sükunetini bozan faydasız bir zaman dilimi olarak da bakabilirsiniz” (Arthur Schopenhauer.)
“Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp / Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu, / Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp, / Hayaller alev alev beynimi yakar oldu. / Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp / Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu. / Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı, / Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı....” (Sabahattin Ali’nin “Öyle günler gördüm ki” adlı şiirinden)
“Göbek bağı kesildi ağıt ipi verildi” anonim özdeyişi, insanın doğumuyla birlikte kaçınılmaz bir acı ve trajedi çemberine adım attığını ifade eder. Bu ifade, Güney Afrikalı filozof David Benatar’ın “Keşke Hiç Olmasaydık: Var Olmanın Kötülüğü” başlıklı yapıtında temellendirdiği Antinatalizm ( doğum karşıtlığı ) felsefesiyle birebir örtüşür.
Sözdeki “göbek bağı”, canlılığı ve dünyaya gelişi temsil eder. Bilindiği gibi bu bağ, plasenta ile bebek arasında besin geçişinde, atık maddelerin anne kanına geçerek uzaklaştırılmasında kordon görevi yapar. İnsanlarda bebeğin doğumuyla birlikte artık herhangi bir işlevi kalmayan göbek bağı kesilerek atılır ; hayvanlarda ise doğum sonrası doğumu yapan hayvanın kendisi ısırıp kopararak atar bu bağı. “Ağıt ipi” ise yaşam boyunca çekilecek acıları, yası, kederi ve en nihayetinde ölümü temsil eder. Zaten doğar doğmaz ayak bileklerinden tutulup baş aşağı pozisyonda havaya kaldırılan zavallı canlı ağlamıyor mu? Meselenin o bilindik, akciğerlerin atmosferdeki oksijenle tanışması, anne karnı güvenli ortamından yabancı bir ortama yeni bir çevreye adım atmak gibi bilimsel açıklamalarında değilim. Dünyaya gelen her bebeğin avucuna o ağıt ipi tutuşturuluyor. Yaşam boyunca o ipin kalınlaşıp boynuna, vücuduna, her yerine dolanması kaçınılmaz. Poposuna da bir şaplak atıldı mı tamamdır artık şu ortak insanlık mesajını masum yavrucağa ilan etmişizdir: -hişşşt naber? Doğmayacağını mı zannettin? Gel bakalım aramıza, öyle kolay kurtulamazsın! Bizimle birlikte sen de dert, tasa, acı, kahır çekecek ve sonu gelmez zulümlere katlanacaksın!
David Benatar’a göre de var olmak, her zaman ve kaçınılmaz olarak bir zarardır. Benatar, hayatın içinde ne kadar haz veya mutluluk olursa olsun, maruz kalınan fiziksel ve ruhsal acıların, yaşlılığın, hastalıkların ve ölümün, var olmama durumuna kıyasla daha ağır bastığını savunur.
- Benatar’ın Asimetri Argümanı
Yukarıda zikrettiğim kitabında Benatar, çeşitli argümanlarla Antinatalizm felsefesini savunur fakat bu savunmasının tabiri caizse kalbini oluşturan “Haz ve Acı Asimetrisi” argümanıdır diyebiliriz. Şu dört önerme üzerine kuruludur:
- Acının varlığı kötüdür.
ve
- Hazzın varlığı iyidir.
Fakat böylesine simetrik bir değerlendirme acının ve hazzın yokluğuna uygulanamıyor çünkü aynı şekilde doğru olduğunu düşündüğüm önerme;
- Acının yokluğu, o iyilik kimse tarafından tecrübe edilmese bile iyidir.
bununla beraber,
- Hazzın yokluğu, hazdan mahrum olacak kimse yoksa kötü değildir.
(3)’teki acının yokluğu var olmamak yani doğmamak anlamına gelmektedir. Kimse dünyaya gelmeyen biri için, iyilik ve hazları deneyimleyemediğini öne sürerek itiraz edemez.
Aynı şekilde,
(4)’teki hazzın yokluğu var olmamak yani doğmamak dünyaya getirilmemek anlamına gelmektedir. Dünyaya gelmemiş birilerinin de sevme, sevilme, doyma, mutlu olma vb gibi hazları/iyilikleri deneyimleyememelerinin kötü olduğunu iddia etmek absürttür.
“Potansiyel çocuklarımız varoluşlarına hayıflanmayabilirler, fakat var olmayışlarına hayıflanmayacakları kesin. Var olarak çıkarları gözetilmediği için, ahlaki açıdan makbul eylem, var olmamalarıdır.”(keşke hiç olmasaydık, sayfa:122)
Genellikle haz ve mutluluklar çok kısa sürelidir o an için yaşanır ve biter etkileri devamlı değildir; buna karşın acılar ve onların yol açtığı travmalar uzun sürelidir (bir kısmı ömür boyudur veya etkileri ömür boyu sürer). Dünyadaki kötülüklerin listesini yapacak olsak: Fiziksel ve zihinsel engeller, doğal afetler, savaşlar, kazalar, adaletsizlikler, kıtlık ve açlık, yetersiz beslenme, sevdiklerimizin ölümü, yoksulluk, güvensizlik, umutsuzluk.... Liste uzadıkça uzar.
Zenginlik ve lüks içinde bir yaşam dahi olsa, Benatar’a göre dünyaya gelmek her zaman zararlıdır. O hani “ağzında altın kaşıkla” yaşam serüvenine adım atanları düşünelim. Misal Abromoviç’in ultra lüks yatı size ait ve şezlongunuza uzanıp aklınıza gelebilecek en leziz en pahalı içeceklerden kokteyllerden yudumluyorsunuz. Fakat işte altınızdaki şezlong hangi teknolojiyle hangi özel malzemeyle üretilmiş olursa olsun belli bir süre içinde güneş ışınlarından emdiği enerjiyle sıcak dikenler gibi hassas cildinize batmaya başlar. Adeta Hazreti İsa’nın çarmıha götürülürken alnını ve kafasını çepeçevre saran dikenli tac gibi etinize saplanır. Kokteyl geçmesi gereken borudan değil de genzinizden, soluk borunuzdan geçer burnunuzdan gelir gözleriniz yaşarır, hatta boğulma tehlikesi bile yaşarsınız. “Anamdan emdiğim süt burnumdan geldi” cümlesini lüks yatta da tozlu kirli cehennem gibi sıcak çalışma ortamında da kurarsınız. Ama mutlaka kurarsınız, bundan kaçış yok! Ayrıca, en mutlu ömür bile yaşlanma, organların yetersizleşmesi, zihinsel gerileme ve ölümle noktalanır. Koç Holdingin veliahtı Ali Koç’u gözünüzün önüne getirin. Göztepe-Fenerbahçe futbol müsabakası oynandığı sırada içip içip zom olmuş vaziyette suratı pancar gibi kızarmışken oyun alanına girdi. Hakem oyunu durdurdu, futbolcular tribündeki seyirciler ekranları başındaki milyonlarca izleyici şaşkınlık içinde olanlara şahitlik ediyordu. Göztepe’nin stadyum görevlisi yöneticisinin hafif bir ittirmesiyle kendi özel korumasıyla birlikte tabiri caizse amele balgamı gibi yere yapışıp çimleri öpmüştü. Ne bu şimdi Allah aşkına?! Buhranlara gark olacak bir hayat mı yaşadı o?(aslında yaşadı, tüm hayatlar buhranlıdır) Büyük kentlerimizden birinin “Bağrıyanık” diye tabir edilen semtlerinden birinde mi şekillendi kişisel tarihi ve talihi?
“ Son haddine varan bir hazda inlemeye, sızlanmaya benzer bir hal vardır. İnsan can çekişir gibi olur. O kadar ki bu haz son kertesine geldiği zaman onu en acı kelimelerle anlatırız: Bitmek, yanmak, bayılmak, ölmek, ‘morbidezza’ gibi. Tatlı ile acı arasında, bir öz birliği olduğuna bundan daha iyi kanıt olamaz.” (Montaigne, Denemeler kitap II bölüm XX).
Doğmamış bir insan ağıt yakamaz, herhangi bir istismara ve kötülüğe maruz kalamaz. Ancak göbek bağı kesildiği an yani varoluş belasını taşımaya başladığı an artık kötülükler yağmur gibi yağar başından aşağıya. Üstelik Benatar’ın vurguladığı bir başka nokta ise “Rıza Problemi”’dir. Göbeğinin bağını kesen bebeğin kendisi değil başkalarıdır. Hiç kimseye dünyaya gelmek isteyip istemediği sorulmaz. Yük tamamen doğan çocuğun sırtına yüklenir.
- Kalite Yanılsaması ve Psikolojik Adaptasyonlar
İnsanlar genellikle “Hayatım gayet güzel, doğmak harika bir şey” deme eğilimindedir. Benatar, bu algının bir psikolojik savunma mekanizması ve bilişsel bir sapma olduğunu savunur. İnsan zihni geçmişteki olumsuzlukları unutmaya, geleceğe ise gerçek dışı bir pembe gözlükle bakmaya meyillidir. Kötü koşullara hızla alışıp durumumuzu normal görmeye başlarız. Yani adapte oluruz. Büyük acılar da çeksek zihnimiz bizi hayatta tutmaya çalışır. Ayrıca pek çok insan kendi hayatını “hiç var olmamayla” değil de kendisinden daha kötü durumdaki diğer insanlarla karşılaştırarak bir çeşit teselli bulur.
Sözün özü, David Benatar’ın analitik felsefe zeminine taşıyarak ifade ettiği, onca argümanla vardığı sonuçları kısacık bir özdeyişle bir atasözü ile de ortaya koymak mümkün. Açıklansın veya açıklanmasın düşüncelerin varacağı nokta bir yerlerde birleşebilir. O yer belki de ağıt ipini hiç oluşturmamak, yeni bir canın dünyaya gelmesine neden olmamaktır.






Benzer Haberler
GEÇMİŞİ ÖZLEMEK
GÖBEK BAĞI KESİLDİ AĞIT İPİ VERİLDİ
İŞ MAKİNELERİNİN BÜYÜSÜ
CASUS ATLAR
BİR BİZDEN BİR VIZDAN (TARLAYA TUZ EKENLER)
“Denizli leblebi üretimi fasonculuğu geçemez!”
Cevizde sıcak stresi
BAY GHOST