Telefon
WhatsApp
DOĞA DURUMU

    Halil Dilek

      İnsan doğası , sosyal bilimlerdeki teorilerin pek çoğunda vurgulanan , referans noktası olarak alınan bir terimdir. Düşünürler , siyaset bilimciler , ahlakçılar ve teologlar gibi şahsiyetler  konuşmalarında, ürettikleri metinlerde , kitaplarda ve vaaz ederek yaydıkları dinlerde bu olguyu öne sürüp durmuşlar ; tezlerine dayanak noktası yapıp kitlelerde kendi düşünceleri namına meşruiyet oluşturma gayretine girmişlerdir. İnsan , doğanın bir parçası olduğundan ötürü insanın doğadaki durumu akla gelebilecek somut ve soyut her yapının tasarlanmasında etkili olmuştur. Toplumsal yaşama geçiş , devletin ve hükümetlerin ortaya çıkışı , hukuk sistemlerinin meydana getirilmesi de bu tasarımların sonucudur. Doğa durumu  , doğal hukuk ve doğadan gelenin ne olduğu gibi tartışmaların kökeni Eskiçağda Sofistlere kadar uzanır. Sofistlere göre her yerde ve her zaman geçerli olabilecek yasalar sadece doğa tarafından konulmuş yasalar olabilir. Doğadan gelen şey doğadan geldiği için değişmez nitelikte evrensel  nitelikte  bir şey olmak durumundadır. Yine  Antik Yunan Felsefesinde  gelişen Stoacılık'taki etik kuramına göre olanaklı tek ahlak doğal olandır . Stoa felsefesinde insanın doğa ile uyum içinde yaşadığı , başına gelen her şeyin doğanın bir unsuru olduğu üzerinde durulmuştur... 17. Ve 18. Yüzyıllarda ağırlık kazanan konular olarak  , devletin varlık sebepleri , doğal hukuk ve pozitif hukuk ayrımı  , sözleşme veya toplumsal sözleşme hakkında yazılıp çizilip tartışılırken “doğa durumu” ilk çıkış noktası olmuş ve buna bağlı konular artarak zenginleşmiştir. Tartışılmaya başlandığı bu yüzyıllarda “doğa durumu”  toplum öncesi,  uygarlık ya da devlet öncesi bir durumu adlandırıp tarif etmek için kullanılmıştır. Siyasal açıdan baktığımızda bu durum , denetleyici bir otorite olmaksızın , politikadan ve siyasi erklerden bağımsız kendi kendine , olabildiğince serbestçe yaşayan bir toplum biçimine karşılık gelir. İşte bu tip bir toplumun nasıl işleyeceği,   ortaya ütopyaların  , cenneti andıran yaşamların mı çıkacağı yoksa tam aksine sefaletin , korkunun ve kaosun mu oluşacağı soruları filozofları çokça meşgul etmiştir. Tabi bu sorularla meşgul olununca , insan zihni de kavramlarla düşündüğü için “doğa durumu” denilebilecek bir tasarımda bulunulmuştur. Doğa durumu tartışmalarında en başlarda gelen üç isim İngiliz Filozoflar John Locke , Thomas Hobbes  ve  Fransız Filozof Jean-Jacques  Rousseau’dur. Bu üç isim de tasarlanmış bu durum hakkındaki görüşleri her ne kadar birbirinden farklı olsa da ,  hukuk,  doğal hukuk , doğal haklardan ne kastedildiği,  hukukun kaynağı, toplumsal sözleşme gibi konuları ele almaları bakımından benzer veya aynı mecralarda fikirler üretmişlerdir. “Anarşi , Devlet ve Ütopya” adlı ünlü eserin yazarı  Amerikalı Siyaset Kuramcısı Robert Nozick , “Eğer devlet olmasaydı  , onu icat etmeye gerek olur muydu? İhtiyaç mı duyulurdu  , yoksa icat etmek zorunda mı kalınırdı?” sorusunu sormuştur. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ne  temel teşkil edecek olan “Doğal Haklar Teorisi” de konunun can alıcı noktalarından birisidir. Doğal haklar dediğimizde anlamamız gereken , insanın sırf insan olarak doğduğu için doğuştan gelen temel hak ve özgürlükleridir. Bu hak ve özgürlükler hiçbir koşulda devredilemez , kısıtlanamaz ve geri alınamaz olup ; herhangi bir kültürün veya hükümetin yasalarına veya geleneklerine bağlı değildir,  evrenseldir. Doğal hukuk ve pozitif hukuk ayrımına gelecek olursak,  bu noktada Ahmet Cevizci'nin felsefe sözlüğündeki tanımlar gerçektende karşıt nitelikte ifadeler barındırması bakımından , güzel ve yerinde açıklamalardır. Cevizci’nin ifadeleriyle doğal hukuk “İnsanlar üzerinde  , bütün uzlaşımlardan veya pozitif hukuk sistemlerinden bağımsız olarak  , salt beşeri doğalarından dolayı bağlayıcılığı olan hukuk türü veya sistemi. Onun Aristoteles’te,  Stoacılıkta ve Ortaçağ Hristiyan düşüncesinde görülen klasik şekli , doğa ile uzlaşım arasındaki ayrıma dayanır ve doğal hukukun adaletin tecellisi veya ifadesi olduğunu kabul eder. Tanrının iradesinde veya insan doğasında temellenen doğal hukuk evrensel olmak durumundadır. Yine Ahmet Cevizci’nin felsefe sözlüğünde Pozitif hukuk “Toplumun tesisinden sonra  , egemen güç veya yasa koyucu irade tarafından , uzlaşıma dayalı olarak ortaya konan yasa türü. Pozitif hukuk , yasaların kaynağında Tanrı’nın veya insan doğasının bulunduğunu öne süren doğal hukukun karşıtı bir hukuk türünü ifade eder. Çünkü o , Tanrı ya da insan doğasına dayanan doğal hukukun tersine , toplumdaki egemen gücün veya yasa koyucuların iradesine dayanır ve bütün insanları değil de kendisi için yapılmış olduğu toplumun üyelerini bağlar.”

     Politik otoritenin olmadığı doğa durumunu , Hobbes fiili , Locke ise potansiyel savaş durumu olarak tanımlarken , onda sadece özgürlüklerin var olduğunu , hak ve yükümlülüklerin ise ancak toplum sözleşmesinden sonra gündeme geldiğini anlatmak istemiştir. Hobbes , doğa durumunu umutsuz , sürekli bir korku , ölüm korkusu durumuyla açıklar. Hobbes’un görüşüne göre insanlar doğası gereği eşittirler. Eşit insanlar da kendilerini sınırlayan bir hukuk düzeni içinde değil de , hukukun olmadığı bir düzende yaşarlar. İşte bu şekilde doğuştan eşit insanların birlikte yaşadığı , henüz devletin ortada olmadığı durum , Hobbes’un tasarladığı “doğa durumu” dur. Böylece insan varoluşunun doğa halindeki durumunu “herkesin herkesle savaş durumu” olarak tanımlar. Çünkü ona göre bencil varlıklar olan insanlar , eşit yaşıyor  olsalar bile , iki insan aynı şeyi istediğinde aralarında bir çekişme ve bunun sonucu olarak bir düşmanlık oluşur. İnsanlar amaçları uğruna birbirlerini yok etmeye ya da egemenlik altına almaya çalıştıklarında , bir güvensizlik meydana gelir. Hobbes bu durumu “insan insanın kurdudur” benzetmesiyle açıklar. Korkunun olduğu ve insanın insana güvenmediği yerde kaos vardır , orada uygarlığın gerektirdiği biçimde yaşanılamaz. Hobbes , “Akıl , insanların üzerinde anlaşabilecekleri uygun barış koşullarını içerir” ve “İlk ve temel doğa yasası barışı aramaktır” sözleriyle doğa yasasına atıfta bulunmuştur. “Bir insan topluluğu , kendi arasında ahit yaparak , hepsinin birden kişiliğini temsil etmek , yani onların temsilcisi olmak hakkının hangi kişiye veya heyete verileceği konusunda çoğunlukla anlaştığı vakit , bir devlet kurulmuştur denir.” Hobbes,  sözleşmeyi karşılıklı hak devri olarak nitelerken, onun gönüllülükle değil zorunlulukla olduğunu da belirtir.

      John Locke'a göre , devletin veya politik otoritenin meşruiyeti toplum sözleşmesine dayanır. İnsanlar doğaları itibariyle eşit ve özgürdürler. İnsanların temel hak ve hürriyetlerini koruması gereken politik yönetimlerin halkın rızasını temel almaları gerekmektedir. Locke'a göre doğa durumu , sadece başlangıçtaki özgürlük ve eşitlik durumudur; çünkü ona göre insanların özgür olma durumlarını sınırlayan bir doğa yasası bulunmaktadır. Herhangi bir otoritenin olmadığı doğa durumunda bile herkesi bağlayan bir doğa yasası vardır. Hiç kimsenin  , bir başkasının yaşamına , sağlığına , özgürlüğüne ya da sahip olduklarına zarar verme hakkı yoktur. Doğa yasası akıl yoluyla bulunabilir , evrenseldir ve insanın rasyonel doğasıyla uyum içerisindedir. Doğa durumundan uygar toplumda yaşamaya geçilmiştir. Locke’a göre insanların bir arada yaşamalarının ve kendilerini bir yöneticiye bağlı kılmalarının en büyük amacı mülkiyetlerinin korunmasıdır. Onun düşüncesinde mülkiyet yaşam , özgürlükler ve mal mülk haklarını kapsayan geniş bir kavramdır. Doğa yasasının ihlal edilerek bir kişinin başka bir kişiyi öldürmesini “bütün insanlığa savaş ilan edilmesi” şeklinde yorumlar Locke; bu sebepten kaynaklı olarak “büyük doğa yasası” dediği kavramı dile getirir: “herhangi bir kimse birinin kanını dökerse , diğer insanlar da onun kanını dökmelidirler.”

      Jean-Jacques Rousseau , adil bir sivil toplum düzenini açıklarken toplum sözleşmesi düşüncesine başvurmuştur. Rousseau , sözleşmeci geleneğin en önemli düşünürlerindendir. O , sözleşme öncesi doğa durumunda insanın iyi ve merhametli olduğunu , ama toplum içine girdiği zaman bunu kaybettiğini söyler. Çünkü insanda rekabet duygusu ve kendini başkalarıyla karşılaştırmaya yönelik bir ilgi mevcuttur; ayrıca da özel olarak,  kaynağında özel mülkiyetin bulunduğu eşitsizlik vardır. Rousseau , kendinden önce toplumun ve devletin temellerini inceleyen filozofların bir doğa durumu varsaydıklarını ama bu duruma ulaşamadıklarını söylemiştir. “İhtiyaçlar , açgözlülük , hırs , istek , baskı ve gururdan bahsederken , toplumda edindikleri fikirleri uygarlık öncesine aktarmışlardır; vahşi insandan söz açmışlar , fakat uygar insanı anlatmışlardır. Onun düşüncesine göre , insan ruhunun , akıldan önce gelen iki ilkesi bulunur. Biri , “refah ve varlığımızı koruma isteği” ikincisi “hemcinslerimizin(diğer insanların) yok olmasını veya acı çekmesini görünce , doğal olarak içimizi kaplayan hoşnutsuzluk duygusu.”  Varlığımızı korumak ve başkalarına acımak ilkeleri , doğa durumundaki yaşamı belirlediği gibi onlardan türeyen kurallar da doğal hukuku oluşturur. İnsan toplumsallaşırken doğa durumunda sahip olduğu özellikleri yitirip; korkak , zayıf bir varlık haline gelir. Eşitsizlik kötülüğü doğurur ve insan vahşileşerek gittikçe yozlaşır. Ortaya çıkan insan doğasının vahşiliğini dizginlemek için güvenlik örgütüne ihtiyaç duyulur. Toplum sözleşmesi burada devreye girer; “her birimiz bütün varlığımızı ve bütün gücümüzü bir arada genel istemin buyruğuna verir ve her üyeyi bölünmez bir parçası kabul ederiz.” “üyelerden her birinin canını , malını , bütün ortak güçle savunup koruyan öyle bir toplum biçimi bulunmalı ki , orada her insan hem herkesle birleştiği halde yine kendi buyruğunda kalsın , hem de eskisi kadar özgür olsun.”(J.J. Rousseau , Toplum Sözleşmesi)

      Toplum  öncesi bir durumun varsayıldığı , kurgulandığı ya da tasarlandığı “doğa durumu” terimi , Hobbes  , Locke  ve Rousseau ile onların benzeri düşünürlerce geliştirilen toplum sözleşmesi anlayışında ana unsur olarak görülür.  Genellikle özgürlükler içinde , ayrıcalıklı yaşamları olanaklı kıldığı düşünülen doğa durumunda kısa sürede meydana gelen bazı olumsuzluklar toplumsal yaşama geçişi gerektirmiştir. Hobbes'ta doğa durumu aynı zamanda savaş durumu; Locke’ta doğa durumu barış , iyilik,  karşılıklı yardım iken savaş durumu şiddet , kötülük , düşmanlık ve yok etme durumudur. Rousseau’da ise doğa durumu özgürlük ve eşitlik durumudur. Devletin kurulmasında korku ve mülkiyet kavramları öne çıkmaktadır. Hobbes’ta  doğa durumundaki insan birbirinin kurdu , bencil ve rekabetçidir. Halbuki Rousseau’da doğa durumundaki insan korku ve kaygılarından uzak , iyi ve mutlu insandır; onun bir canavara dönüşmesi uygar toplumda gerçekleşmektedir. Hobbes ve Locke’a göre insan doğası değişmez özelliktedir. Rousseau'ya göre ise doğa durumundaki insan ile toplum durumundaki insanın doğası farklıdır. Toplum durumunda insanın doğası bozulmaktadır.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

300 X 250 Reklam Alanı

Reklam

300 X 250 Reklam Alanı

Yazarlarımız

Denizlİ Nöbetçi Eczaneler

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği