Telefon
WhatsApp
DİLLERİNİ DOLAŞTIRDIK Kİ BİRBİRLERİNİ ANLAMASINLAR

Halil Dilek

     Ünlü Babil Kulesi anlatısında , haddini aşarak tanrısal kata ulaşmak için yüksek bir kule inşa eden insanlığa tanrının kızıp ; ceza olarak insanlığı birlikte yaşayıp birbirlerini anladıkları dilde konuşmaktan men ederek çeşitli dillere ve kavimlere bölüp dağıtması işlenir. Klasik tarihi inceleyen araştırmacıların çoğu insanlık tarihini Suriye , Irak , Ürdün,  Filistin ve Lübnan'ı içine alan Ortadoğu'da başlatmışlardır. Hatta Ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramer’in “Tarih Sümer’de Başlar” isimli eseri vardır. Uygarlık tarihi , sanat tarihi ve dinler tarihine konu olmuş bir önemli şehir olan Babil ; Mitler , efsaneler ve destanlarda da sürekli kendisine yer bulmuştur. Babil’in asma bahçeleri , antik dünyanın yedi harikasından birisi iken Babil Kulesi insanlığın kara yazgısını ele alan  bazı mitlere ve söylencelere çıkış noktası olmuştur. Tevrat’ın Tekvin(Yaratılış) bölümündeki ayetlerde kule şöyle geçer: “1 Başlangıçta dünyadaki bütün insanlar aynı dili konuşur , aynı sözleri kullanırlardı 2 Doğuya göçerlerken Şinar bölgesinde bir ova bulup oraya yerleştiler. 3 Birbirlerine  , “Gelin,  tuğla yapıp iyice pişirelim” dediler. Taş yerine tuğla , harç yerine zift kullandılar. 4 Sonra , “Kendimize bir kent kuralım” dediler , “Göklere erişecek bir kule dikip ün salalım. Böylece yeryüzüne dağılmayız.” 5 RAB insanların yaptığı kentle kuleyi görmek için aşağıya indi. 6 “Tek bir halk olup aynı dili konuşarak bunu yapmaya başladıklarına göre  , düşündüklerini gerçekleştirecek  , hiçbir engel tanımayacaklar” dedi , 7 “Gelin , aşağı inip dillerini karıştıralım ki , birbirlerini anlamasınlar.” 8 Böylece RAB onları yeryüzüne dağıtarak kentin yapımını durdurdu. 9 Bu nedenle kente Babil adı verildi. Çünkü RAB bütün insanların dilini orada karıştırmış ve onları yeryüzünün dört bucağına dağıtmıştı.”

     Söz konusu kule , Mezopotamya’da görülen ve  Ziggurat diye isimlendirilen yapılarla ilişkilendirilmiştir. Bu yapılar , tabandan başlayarak tepeye doğru kat kat yükselen,  yükselirken gittikçe küçülen teraslardan oluşuyordu. Yanlarda en tepeye kadar merdivenler bulunup nihayetinde ise zirvede bir tapınağa ulaşıyordu. Elle tutulup gözle görülür biçimde olan yüksek kule yapısının kadim ve evrensel anlatıya temel teşkil eden esas formu ise metaforiktir. Yani Aden bahçesinde başlayan günahın (Tanrı gibi olmaya çalışmak)  ve “çoğalın , dünyayı doldurun” gibi Tanrı buyruklarını reddetmenin artarak devam etmesi; günahlar silsilesinin yarattığı büyüklenme , insanoğlunu kendini yükseklerde görmeye itmiştir. Tevrat ve incilde Babil Kulesi anlatısı yer alırken Kuran-ı Kerim’de kule öyküsü doğrudan yer almaz. Fakat Bakara Suresi 102.  ayette  Babil şehrinde “Harut ve Marut” isimli meleklere indirilenleri öğrenerek büyü yapanlardan bahsedilir. Bazı rivayetlerde  bu iki meleğin insan nefsine uyup bir kadın tarafından yoldan çıkarıldıkları   , içki içip zina yaptıkları  , ceza olarak Babil’de bir kuyuya ayaklarından baş aşağı asılarak kıyamete kadar bekletilecekleri belirtilmiştir.

     Hikayemizi  kadim metinlerin tozlu sayfalarından çıkarıp bugünün modern kentlerine , sosyal medya mecralarına ve aile sofralarına çöken bir iletişim kara deliğinin özeti olarak da okuyabiliriz. Babil Kulesi efsanesinden bu yana insanlığın en büyük trajedisi, aynı kelimeleri kullanarak bambaşka dünyalarda kaybolmak üzerine kurulu. Bugün gelinen noktada sorun artık coğrafi dillerin farklılığı değil ; anlamın , niyetin ve üslubun felç olmasıdır. Çok konuşuyoruz ama boş konuşuyoruz , kime ne anlatıyoruz? Birimiz diyor “Honduras’ta deprem oldu” öbürümüz anlıyor “Japonya Başbakanı istifa etti.” Sorun zaman zaman teknik bir arızadan kaynaklanıyor olsa da çoğunlukla ruhsal bir kopuşa veya başka bir ifade ile yabancılaşmaya işaret ediyor gibi. Modern zamanın dil dolaşmasını anlamada ve anlamlandırmada fonetik , sentaks gibi dilsel teknik etmenlere de göz atabiliriz ; bilişsel çarpıtmalar , zihin durumları gibi psikolojik etmenlere de bakabiliriz. Fakat kanımca bu trajediyi anlayıp aşmada dolayısıyla da daha insani olana , daha pratik olana ulaşmada pek çok farklı çözümü içeren multidisiplinel yaklaşımları imdada çağırıp aynı anda farklı farklı uzmanlıkları işe koşmalıyız.   

     Duyguların yitimi , değerlerin erozyona uğraması ve kaçınılmaz son: empati eksikliği. Birinin “ canım yanıyor” dediği yerde ötekinin “benimki daha çok yanıyor” diye söze girmesi,  dillerin birbirine dolandığı o ilk andır. Bir de önyargı barajları kurmuşuz. Karşımızdakinin dediklerine değil de zihnimizdeki kurguya odaklandığımızda , kelimeler havada çarpışan kör kuşlara dönüyor. Babil anlatısında insanlar göğe ulaşmak  , tanrısal bir güce erişmek için o meşhur kuleyi inşa etmeye kalkmışlardı. Bugün biz de kendi kibrimizden  , haklılık payımızdan ve “ en doğrusunu ben bilirim” iddiamızdan kuleler dikiyoruz. Bu kuleler yükseldikçe zeminle bağımız kopuyor. Kule yükseldikçe , aşağıdaki insanın sesini duymaz oluyoruz. Ve nihayetinde  , herkesin sadece kendi sesinin yankısını duyduğu o büyük yalnızlığa mahkum oluyoruz. Dillerin dolaşması , bir cezadan ziyade , insanın kendi sınırlarını bilmemesinin doğal bir sonucuna dönüşüyor.

     Kavramların İçi boşalıyor. İnsanlık tarihinde hiç bu kadar çok konuşup,  hiç bu kadar az anlaşılmamıştık. Bilginin hızı arttıkça , anlamın derinliği sığlaştı. Herkesin bağırdığı ama kimsenin dinlemediği bir gürültü çağındayız. Bu , dillerin birbirine dolanmasından ziyade , niyetlerin birbirine düğümlenmesidir.

     Peki ama bu kakafoni sonlanacak mı? Bu kördüğüm çözülüp , bu deli saçması düzen son bulur mu? Bunu şimdiden bilemiyoruz. Ancak , eğer diller bir ceza olarak dolaştırıldıysa , bu kördüğümü çözecek olan “dilin teknik becerisi” değil , kalbin samimiyetidir. Anlamak , sadece fonetik bir başarı değildir; ahlaki bir duruştur. Kelimelerin arasına sızan o kibri ayıklamadan,  dillerimizdeki dolaşıklığın çözülmesi mümkün görünmüyor. Belki de yeniden başlamak için sözün bittiği yere , o ilk ve en saf olan “sessizliğe” dönmemiz gerekiyor. Çünkü birbirimizi anlamadan havaya fırlattığımız binlerce kelimenin yarattığı gürültüdür asıl felaketimiz.

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

300 X 250 Reklam Alanı

Reklam

300 X 250 Reklam Alanı

Yazarlarımız

Denizlİ Nöbetçi Eczaneler

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği