Telefon
WhatsApp
BİR BİZDEN BİR VIZDAN (TARLAYA TUZ EKENLER)

Halil Dilek

          İslahiye İlçesinin fıkralara konu olmuş İdilli Köyü sakinleri, hem çok pahalı olan tuza para vermemek, hem de şehre inip zar zor tedarik edip bin bir güçlükle evlerine götürdükleri tuza erişebilmenin daha kolay bir yolunu bulmak için oturup düşünmeye başlarlar. Sonunda akıllarına gayet parlak bir fikir gelir: “Tarlaya tuz ekmek”. Sevinç, neşe ve şevkle işe koyulurlar. Nasıl sevinmesinler ki? Artık bol miktarda tuzları olacaktı! Önce bilindik usullerle tarlaları sürerler, bellerler, iyice hazır hale getirirler, sonra güçlükle elde ettikleri tuzları tıpkı buğday ve arpa tohumları gibi savurarak toprağa ekerler. Sulamayı da yaptıktan sonra köye dönüp beklemeye başlarlar. Artık ekim mevsiminin devamındaki yağmurlar devreye girecektir. Aylar geçer yağmurların  sonu baharın gelişiyle İdilli köylüleri toplanır merak içinde sorarlar birbirlerine: “Tuzumuz ne durumda acaba?”. Bunu öğrenebilmek için içlerinden iki adamı görevlendirirler: “gidin bakın bakalım, tuzumuz ne durumda, çiçek açmış mı?” Adamlar tarlalara gelince gördükleri manzara şu: Tuzlar topraktan bitmiş iyice boy vermiş bembeyaz çiçekler açmış durumda(her bahar ekilmemiş alanlarda kendiliğinden çıkan beyaz sarı çiçekler). Görünüşe göre hasat çok bereketli olacak ve bolca tuz elde edecekler ama bir sorun vardı. Garip ve gizemli bir böcek türünün üyeleri (arılar),  tuzların üzerinde vızıldayıp uçuyorlar, sık sık da  bitkilerin üzerine konup özlerini emiyordu. Adamlar köyün içine dönüp anlatmışlar durumu: “Tuzumuz çok iyi, çiçeklenmiş  iyice büyümüş ama tuhaf bir böcek ona tat vermiyor,  sürekli üzerine konup duruyor bir önlem almamız gerek.”  Bunun üzerine köylüler tüfeklerini alıp tarlalara giderler,  o namussuz böceği haklayıp bin bir emek verdikleri tuzlarını kurtaracaklardır. Tarlaya vardıklarında her ateş ettiklerinde tuhaf böcek(arı) isabet almadan bir oraya bir buraya uçup kaçmaktadır. En sonunda arının biri adamlardan birinin göğsünün sol tarafına yani kalbinin üstüne konuverince; adamımız arının ürküp kaçmaması için karşısındaki arkadaşına kaş göz işaretleriyle arının bulunduğu yeri, göğsünü işaret eder. İşaretini alan diğer adam arıya doğrulttuğu namluyla kundağın arasına  yüzünü iyice yatırıp bir gözünü de kapamak suretiyle  hedefi ıskalamayacağından emin olduğu anda yavaşça tetiği düşürür. Hedefteki arı vurulmuş paramparça olmuştur fakat arıyla birlikte göğsünden vurulan adam da yerde kanlar içinde son nefesini vermiştir. Ölülerin başına toplanan köylüler sevinseler mi üzülseler mi bilemezlerken,  tuz müdafaasında bu dahiyane çözümü bulup uygulayan cengaver  yiğit köylü şunu der: “Bir Bizden Gitti,  Bir Vızdan!” 

         Yani arkadaşlar sakin olun, çünkü tuz tarımımızı müdafaa etmek üzere giriştiğimiz bu mücadelede henüz başa baş gidiyoruz. Bizim adamlarımızdan biri ölmüş gitmiş olabilir ama vızıldayan zararlı böceklerden de  birini haklamış bulunuyoruz.

              Bir diğer “Tarlaya tuz ekme” hikayesi  ise Odisseus’unki.  Greko-Romen kültürünün gözbebeği olan Antik Yunan destanlarının  en önemli yazarı ve aktarıcısı Homeros’un Odysseias’ından bildiğimiz Odisseus’un, deli taklidi yaparak askerden kaçmaya çalıştığı anlatılır.- Şu günlerde,  ünlü Yönetmen Christopher Nolan’ın gişe rekorlarını altüst eden filmi “Odissey” ile birlikte  dünya kamuoyunun gündeminde üst sıralarda yer almaya başlamıştır Odissea destanı- Yunan mitolojisinin en zeki ve en muzip karakterlerinden biri olan İthake Kralı Odisseus,  meşhur zeka oyunlarından birinde Troyalıların başına bela olur.

        İthaka Kralı Odisseus, güzeller güzeli Penelope ile henüz evlenmiş ve Telemakhos adında bir oğlu olmuştu. Mutlu ve huzurlu bir hayat sürerken, Troya Prensi Paris’in Sparta Kraliçesi Helen’i kaçırması nedeniyle Troya savaşı patlak verir. Yunan kralları savaşa çağrılır. Odisseus, savaşa giderse eve geri dönüşünün 20 yıl süreceğini ve büyük çileler çekeceğini öngören bir kehanet almıştı. Akha’lı komutanlar Agamemnon, Menelaos ve Palamedes, Odisseus’u savaşa çağırmak için İthaka’ya geldiklerinde, Odisseus akıl sağlığını yitirmiş gibi davranmaya karar verir.

         Kafasına garip bir şapka geçirir(köylü külahı).

         Bir öküz ile bir eşeği aynı sabana koşar(normalde iki farklı hayvan birlikte koşulmaz.)

          Tarlayı sürmeye başlar ve tarlaya tohum yerine “Tuz” atmaya başlar.

        Odisseus’un amacı bellidir. Gelenlere, “Ülkesine, tarlasına bile faydası olmayan” “Deli Kral” görüntüsü vermek. Bundan dolayı bu garip tiyatral sahneyi sergilemiştir. 

       Odisseus’un kurnazlığını iyi bilen Palamedes, onun foyasını ortaya çıkarmak için bir plan yaptı.  Odisseus sabanla tarlayı sürerken, Palamedes henüz kundakta bebek olan Telemahos’u alıp sabanın geçeceği yere yerleştirdi. Odisseus, deliliğini sürdürüp  öz oğlunu ezmekle, numarasını açık edip  oğlunu kurtarmak arasında seçim yapmak zorunda kaldı. Oğluna zarar vermemek için ona metreler kala sabanı durdurup yana çekti. Böylece akıl sağlığının yerinde olduğu anlaşıldı. Yakalanan Odisseus askere alındı ve kehanet gerçekleşti. Troya savaşı 10 yıl sürdü, Odisseus’un eve dönüş yolculuğu da 10 yıl sürdü. Böylece o tam 20 yıl sonra evine dönebildi. Bu olay nedeniyle Palamedes’e büyük bir kin besleyen Odisseus, Troya kuşatması sırasında ona tuzak kurarak hain ilan edilmesini ve taşlanarak öldürülmesini sağlamıştır.

      Şimdinin insanları pek  bilmezler, eskiden tuz çok değerli ve zor ulaşılan bir baharat idi. Tuz, sadece yemeklere tat veren özelliği nedeniyle değil soğutma teknolojisinin olmadığı dönemlerde özellikle et ve balık gibi çeşitli gıdaların saklanıp muhafaza edilmesindeki kullanımıyla da önemliydi. Böylece iyi beslenme ve  hayatta kalmaya olan katkılarından dolayı tuzun vergilendirilmesi, ticaret yolları ve maden sahalarının kontrolü meseleleri nedeniyle hem devletlerin içinde hem de devletler arasında çatışmalar savaşlar dahi çıkmıştır. Antik çağlardan itibaren devletler tuz tekelinden yüksek vergiler alarak bütçelerini finanse etmişlerdir. Hatta Roma İmparatorluğu’nda askerlerin maaşlarının bir kısmı tuz olarak ödenirdi. İki büyük denizci cumhuriyet olan Venedik ve Cenova arasında tuz kaynakları ve ticaret yolları için uzun yıllar rekabet oluşmuş, zaman zaman çatışmalar yaşanmıştır. Amerikan iç savaşında birlik kuvvetleri federasyonun yiyecek ve et stoklarını çürütmek için tuz tesislerini hedef almıştır. Mahatma Gandhi’nin ünlü “Tuz yürüyüşü” savaş veya silahlı çatışma olmasa da, İngilizlerin tuz tekelinde uyguladığı ağır vergilere  karşı halkın direnişini simgeleyen tarihi bir sivil itaatsizlik ve direniş hamlesidir.

        Roma askerleri tuz ile maaş aldılar,  krallar imparatorlar devlet başkanları kurmaylarıyla kafa kafaya verip yeni stratejiler belirlediler,  Gandhi yürüdü, masallarda “sevginin büyüklüğünü” ölçme aracı bile oldu tuz(Kral babalarının, kendisine besledikleri sevgiyi sorduğu üç prensesten sonuncusunun “Seni tuz kadar seviyorum” cevabını verdiği masal ve varyantları)

          Tarih boyunca insanlık tuzu kimi zaman  hayatta kalmanın teminatı, kimi zaman devletlerin kaderini çizen stratejik bir güç, kimi zaman da bilgeliğin ve kurnazlığın simgesi yaptı. İdilli köylüleriyle trajikomik bir fıkraya, Odisseus’la keskin zekaya bürünmüş kaçış tiyatrosuna, Gandhi’nin adımlarıyla ise koskoca bir imparatorluğa karşı direnişin sembolüne dönüştü tuz. Yemeklere kattığımız bir tutam tuzun arkasında savaşlar, kehanetler, vergiler ve medeniyetleri şekillendiren binlerce yıllık mücadeleler yatıyor. Hayatı, tıpkı o meşhur masaldaki gibi;  değeri ancak kaybedildiğinde anlaşılan cevher gibi “tuz kadar sevmeye” devam ediyoruz.

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

300 X 250 Reklam Alanı

Reklam

300 X 250 Reklam Alanı

Yazarlarımız

Denizlİ Nöbetçi Eczaneler

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği