"BİR AYRILIK BİR YOKSULLUK BİR ÖLÜM"
Türk Halk edebiyatında bu sözler birer “ağıt” ya da “bozlak” ağırlığındadır. Ancak Ersen ve Dadaşlar’ın yorumu, bu ağır temayı "progresif" bir neşe ve enerjiyle paketleyip sunar dinleyenlere.
Halil Dilek
Karacaoğlan’ın o meşhur üçlemesi, insanın içine işleyen "Üç Derdim Var Birbirinden Seçilmez”(Bir Ayrılık, Bir Yoksulluk, Bir Ölüm) dizelerinin Ersen ve Dadaşlar tarafından yüksek tempolu, Anadolu Rock formunda icra edilmesi, müzik tarihimizde “kontrastın (zıtlığın)” en keskin örneklerinden biridir.
Bu durumu müzikal ve psikolojik açılardan şöyle analiz edebiliriz:
- Müzikal Perspektif: Anadolu Rock ve Tür Dönüşümü
“ Vara vara vardım ol kara taşa / Hasret ettin beni kavim kardaşa / Sebep ne gözden akan kanlı yaşa / Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm.
.............
Nice sultanları tahttan indirdi / Nicesinin gül benzini soldurdu / Nicelerin gelmez yola gönderdi / Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm.
.............
Karacoğlan der kondum göçülmez / Acıdır ecel şerbeti içilmez / Üç derdim var birbirinden seçilmez / Bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm. ”
Türk Halk edebiyatında bu sözler birer “ağıt” ya da “bozlak” ağırlığındadır. Ancak Ersen ve Dadaşlar’ın yorumu, bu ağır temayı "progresif" bir neşe ve enerjiyle paketleyip sunar dinleyenlere. Ritim ve groove hissi bas gitar , elektrogitar , davul zil bateri ve klavyeyle sağlanmış. Şarkıdaki yürüyen bas hatları ve yüksek tempolu davul vuruşları , dinleyiciyi hüzne boğmak yerine harekete geçmeye dans etmeye zorluyor. Ayrıca şarkının klibinde Ersen ve Dadaşlar üyelerinin hippi tarzda saçları kıyafetleri ve aynı tarzda dansları halk müziğinin statik yapısını modern enstrümanlarla dinamik hale getirme çabasıdır. Ağıtın doğasındaki statik , ağır ve hüzünlü yapı ile rock müziğin isyankar ve devinimli yapısı birleşince ortaya ironik bir estetik çıkıyor ; adeta türlerin çatışması yaşanıyor. Müzik burada sözlerin ağırlığını taşıyacak bir tabut değil de onları zihinlere gönüllere fırlatacak bir mancınık görevi görmüş.
- PsikolojikPerspektif : Savunma Mekanizmaları ve Katarsis
Karacaoğlan’ın bahsettiği üç dert (ayrılık, yoksulluk, ölüm) insan psikolojisinin en büyük korkuları, en büyük açmazlarıdır. Cennetten kovulma , tanrısal kattan düşüşü bile bu “ayrılık , yoksulluk ve ölüm” dertleriyle ilişkilendirebiliriz. Düşüşün ve kovuluşun kendisini de ayrılık yoksulluk ve ölümün bizatihi kendileri olarak alabileceğimiz gibi; bunlara sebebiyet veren dünyevi varoluş belasının başlangıcı da sayabiliriz. Varılan “kara taş” tan kastın Adana’nın Karataş’ı değil içinde yaşadığımız “Evren” , “Dünya” veyahut da mezardaki basit bir “kara taş” olduğunu düşünebiliriz. Zaten sözlerin bütününe baktığımızda ölüm temasının ağırlıklı olduğunu ve mecazi biçimde mezar taşının kastedildiğini anlarız. Bu kadar karanlık bir temanın neşeli bir tempoyla söylenmesi ise birkaç psikolojik süreçle açıklanabilir:
* Karşıt Tepki Geliştirme
Psikolojide birey, başa çıkamadığı ağır duyguları tam tersi bir duyguyla maskeleyebilir. Tam bu noktada kısa bir fıkra meramımızı daha açık hale getirebilir: “Adamın biri gecenin karanlığında ıssız bir mezarlığın yanından geçerken , korkusunu bastırmak için şarkı/türkü söylemeye karar verir ve aklına ilk gelen , Kilis yöresine ait “Kuru kastel akmıyor(karanfil deste gider)” türküsüne başlar : Karanfil deste gideeeer.... o anda tam nakaratı girecekken mezarlarda yatan ölüler önce davranır ve hep bir ağızdan : Hah Hah Hah naaanaay!...” Adamcağız kalpten gitmemişse eğer düşüp bayılmıştır herhalde. Ölüm ve yoksulluk karşısında aciz hisseden insan, bu acıyı yüksek sesli ve tempolu bir müzikle haykırarak “Senden korkmuyorum" mesajı verir. Bu, çaresizliğe karşı bir “meydan okumadır”.
* Katarsis (Duygusal Boşalım)
Ağıt dinlerken ağlayarak duygularımızı boşaltırız; ancak Ersen ve Dadaşlar versiyonunda bu boşalım “dans ve enerji” yoluyla gerçekleşir. Acıyı içe atmak yerine dışa doğru patlamak , bastırılmış korkuları kolektif bir enerjiye dönüştürür. Psikedelik Rock , Anadolu Rock ve Folk Rock gibi türler bunun için biçilmiş kaftan.
* Absürdizm ve Kabulleniş
Ölüm ve yoksulluk kaçınılmazdır. Bu kaçınılmazlığı yüksek tempoda söylemek , hayatın trajedisiyle dalga geçmektir. Bu durum , Nietzsche’nin “Tragedyanın Doğuşu”nda bahsettiği “Dionysosçu” coşkuya benzer: Acı vardır , ancak bu acı hayatın ritminin bir parçasıdır ve kutlanmalıdır.
*Dionysosçu Coşku ve Ruh
Friedrich Nietzsche , “Tragedyanın Doğuşu” adlı eserinde Antik Yunan kültürünü Apolloncu ve Dionysosçu iki temel dürtü üzerinden okur. Sanatın , estetiğin ve trajedinin kaynağını bunlar arasındaki gerilime dayandırır. Apollon , düzeni , ölçüyü , formu ve bireyi çevreleyen sınırları temsil eder. Dionysos bu sınırların paramparça edilişini temsil eder. Dionysosçu Coşku sırasında esriklik hali yaşanır. Acının ve hazzın paradoksal birlikteliği meydana gelmiştir. Bireyin sınırlarının kalktığı, evrensel birlik içinde kaybolunduğu , acı ve hazzın iç içe geçtiği , rasyonel aklın yerini ritmik ve içgüdüsel bir yaşama sevincine bıraktığı durumdur “Dionysosçu Ruh”. Ersen ve Dadaşlar’ın ölümsüz performansında da tam olarak bunu görmekteyiz.
https://youtu.be/3N-3SS6Tk1c?si=aHVqLda25MUJ058O






Benzer Haberler
"BİR AYRILIK BİR YOKSULLUK BİR ÖLÜM"
BAŞLANGIÇTA SÖZ VARDI
AT EŞEK VE OİDİPUS
DİLLERİNİ DOLAŞTIRDIK Kİ BİRBİRLERİNİ ANLAMASINLAR
MUTLULUĞU ARAMAK
Atilla Sezener: “Rahat bırakılmalı”
DOĞA DURUMU
Başkan Hatipoğlu: “Füzeler çiftçilerin üzerine yağıyor!”