Telefon
WhatsApp
Bekle Geliyorum!

Halil Dilek    

      Kayseri Talas'ta bir köyde bir grup köylü, köy meydanında bayram günü bayramlaşıp sohbet ederlerken arkalarına dönüp bir bakmışlar ki arkadaşlarından biri atın biriyle kavgaya tutuşmuş. Öyle tuhaf bir görüntü ki, adam ata yumruk atıp küfürler savururken, at adama başıyla vuruyor, kişniyor, adamı ısırıyormuş. İki kavgacı ikisi de canla başla mücadele ediyor ve kendilerini kaybetmişler, hamle üstüne hamle yapıyorlar. Köylüler hızla koşup kavgaya müdahale etmişler,  “Durun yapmayın ağalar. Bu gün bayram günüdür. Kavga etmek yakışmaz” demişler. Bir kısmı atı tutup çekerken diğer kısmı adamın gövdesinden bacaklarından tutup çekmişler. Öfkeli kavgacılar öyle kaptırmışlar kendilerini ve öyle yapışmışlar ki birbirlerine aralamaya çalışanlar epey zorlanmışlar. Sonunda aralamayı başardıklarında, rakibine yeterince zarar verememiş olmalı ki hırsını alamayan adam,  işaret parmağını sallayarak  ata okkalı bir tehdit cümlesi savurmuş: Bekle Geliyorum!!!

  • Abdo

      Çocukluğumda mahallemizden geçen yaşlı, gariban,  kimsesiz gibi görünen zavallı bir ihtiyar vardı. Bunamış adamcağızı haşarı çocuklar ve ergen irileri kızdırırlar,  peşinden koşarlar, korkutup eğlenirlerdi. Daha da acıklısı tahminimce yine bu küçük gövdeli canavarların attıkları taşlardan birinin isabet etmesiyle,  kalın camlı gözlüğünün bir taraftaki camı kırılmıştı. Herhalde ilgileneni de yoktu ki, zavallı yaşlı adam, camlarından biri  tuzla buz olmuş ama çerçevesinden düşmemiş bu gözlükle dolaşırdı her gün. Sokaklarda öyle kendi kendine konuşup amaçsızca gezen adamcağıza eziyette sınır tanımayan o vahşi sürü, bir de tekerleme uydurmuş bağıra çağıra tempoyla arkasından böğürüyordu: Abdo hamama / ....... (bu kısım müstehcenlik sınırlarını zorlayan bir küfür içeriyordu maalesef, ‘h’ harfini ‘k’ ile değiştirmiş edepsiz güruh). Siyah bir Adana şalvarını; üstündeki  uzunlamasına çizgili gömleğiyle, dümdüz koyu yeşil siyah arası renkte ceketiyle ve  çok köşeli kasket şapkasıyla tamamlayan giyimi vardı. Kırış kırış olmuş yüzüyle, bükülmüş beliyle, bastonuna dayanıp zar zor yürüyüşüyle Abdo’nun ona bakanlarda yürek parçalayan hisler uyandıran bir görünümü vardı. Annemle babam zemin kattaki evimizin önündeki, sokağa bakan küçük boş alana tahta masa tahta sandalye çıkarmaya başladılar. Abdo’yu çağırıp o akşam evde ne yemek pişmişse ondan hazırlayıp masaya dizerek su ve ekmeğini de koyarak zavallı ihtiyarı doyurmaya çalışırlardı. Komşumuzun da simsiyah sevimli küçük bir köpeği vardı. Abdo her masaya oturup yemek yemeye başladığında bu sevimli köpek hemen onun karşısına uzanıp gözlerini ona diker onu izlerdi. Abdo köpekle konuşur, “Ne bakıyorsun? Bakmasana, bak yemem ha, bak giderim ha” diyerek küsüp gitmeye hazırlanırdı. Babam da kolundan tutup, “Yahu köpeğe huylanır mı insan? Otur yemeğini ye” der, onu yeniden sandalyesine oturturdu.

 

  • Benim Karım Senin Bacın, Senin Karın Benim Bacım

     Erzurum'un Hınıs  İlçesine bağlı bir köye, eş dost akraba ziyareti maksadıyla uzun yıllar sonra  gitmekte olan adamın biriyle karısı, ilçe merkezinden köye gidecek dolmuş bulamayınca yayan yapıldak yola düşmüşler. Bir süre yol gittikten sonra yanlarında bir araba durmuş. Arabanın sürücüsü adam camı açarak çiftimize seslenmiş, sormuş nereye gittiklerini. Aynı köye gittiklerini öğrenince  sürücü adam: -Arka koltukta bir kişilik boş yer var isterseniz yenge binsin, bari onu bırakayım köye... Adam: -Yahu nasıl olur? Olur mu ki? Ben ayrı o ayrı biraz şey olur... Sürücü adam: - Ya ne olacak? (arka koltuktaki kendi hanımını işaret ederek) “benim karım senin bacın, senin karın benim bacım”(cümlenin ikinci kısmını biraz hızlı mı telaffuz etti ne?)... Adam, e peki madem falan derken düşünceli düşünceli, o esnada karısı arka koltuktaki yerini almış ve araba yeniden hareket etmiş köye doğru. Yürümeye devam eden adam ilerledikçe içine düşen kurt büyüdükçe büyümüş. Yahu bu adam dedi ki: - benim karım senin bacın. Tamam bu kısımda sıkıntı yok ama ikinci kısmı biraz tuhaf biraz nasıl desem hızlı mı geçti ne? Senin karın benim karım mı dedi yoksa? Eyvaaah ya güvenilmez bir ırz düşmanı çıkarsa? Tüh ya ne yaptım ben? Yok yok kötü düşünme, hızlı konuştuğu için sana öyle gelmiştir...Ama yok ya adam sanki ikinci kısmın sonunu “karım” diyerek bitirdi... Tüh ya tüh ne yaptım ben!

        Böyle böyle yolda ıstırap içinde adımlarını hızlandıran endişeli koca bir yandan da sesli sesli düşünüp; bacım, bacın, karım, karın, karın bacım, bacım karın, karın karın, karım karım, karım karın.... kar, bac, bac, kar ... ım ın, ın, ım , m, m, n, n... sesleri kelimeleri heceleri harfleri zihinsel geviş getirmeyle döndürüp durmuş ha bire. Terden sırılsıklam, başı zonklar halde gözlerinin altı halka halka dönen deliler gibi delüzyonlara kapılmış. Acı içinde inleyip, ağırlaşan ayaklarını zor hareket ettirirken şansına bir araba daha gelmiş ve onu almış. Bu araba da adamın gideceği köye gidiyormuş. Adamın az önceki perişan, sayıklamalı ve şimdiki suskun halini fark eden sürücü merakla sormuş: -Hayırdır kardeşim, kötü bir şey mi geldi başına? Pek kaygılı görünüyorsun... Delüzyonlu adam olanı biteni anlatmış, karısı için endişelendiğini belirterek: -“benim karım senin bacın” tamam okey hemşerim ama “senin karın benim bacım” derken hızlı hızlı tuhaf bir şey söyledin ne dedin anlamadım içime kurt düşürdün... meraklı sürücü bir kahkaha atarak: - Allah iyiliğini versin be hemşerim. Dediğin adamı tanırım, bizim köylü. O öyle hızlı konuşur hep, içini ferah tut... Delüzyonlu adam, ama mama falan bir şeyler daha söylemiş, buna karşın fiziki durumunda belirgin bir dönüşüm ve rahatlama da meydana gelmiş, göz çevrelerindeki halkalar bir miktar azalmış sanki. Köye vardıklarında bir bakmışlar ki endişeli adamın karısı, ilk arabanın sürücüsü ve karısı  gülerek bu ikinci arabayı karşılıyorlar. Onlar yolda gelirken köye varmış olan bunlar sohbete dalmış, kadın da kocasını çekiştirmiş bir süre. Delüzyonlu adam büyük bir duygusal boşalımla ağlamış,  hemen gidip karısını sanki onu yirmi yıldır görmüyormuşçasına kucaklamış, ağlamış ağlamış, ağlamış.

  • Cafer Amcanın Yuvarlanan Rakı Şişeleri

      Cafer amca ve yarenleri çok fena içerlerdi. Öyle ki aralarında, içip kendini kaybederek, bir bacağını öbür bacağının altına katlayıp yerleştirmek suretiyle bilinen klasik oturma biçimiyle somyada otururken bacağını kaybettiğini düşünüp; “Bacağım yoook! Bacağımı kaybettim, bacağım yoook!” diye ağlayan “Zekeriya” isimli birisi bile vardı. Cafer Amca, çocukluğumuzun asla ölmeyecek efsanesi “Street Fighter” adlı oyundaki dövüşçü karakterlerden “Blanka”’ya benzerdi. Boyu ile eni bir, arkaya doğru taranmış beyaz saçları her zaman diken diken dikilmiş, vücudundan çevresine görünmez bir elektrik yayar gibiydi. Suratı her zaman pancar gibi kıpkırmızı, yeşile çalan ela gözlerinden pür neşe pür kızgınlık pür vahşet yayar gibiydi. Dişleri vampirleri andırıyordu, belki de köyünde kansızlık çeken vatandaşların günahına girip onlara “versene bir fırt” diyerek boyunlarından kanlarını emmişti Cafer Amca. Öyle ya alkollü içecek, esrar gibi zararlı maddeleri otlanmaya alışan bünye aynı cümleyi boyundaki şah damarına bakarak da kurabilir. Neden olmasın ki? Vampirlik kuramlarını tam olarak  bilmiyoruz ki. Cafer Amca aynı zamanda epey dindar, namazında niyazında,  kuran okuyan birisiydi. Hiçbir zaman namaz vakitlerini kaçırmaz, genellikle de namazını camide cemaatle kılardı. Alkol tüketiminde böyle olan adamlar, eskiden gelen bir geleneğe göre yaz kış hep ceket giyerlerdi. Ceketin sol üst cebinde devamlı ufak bir şişe rakı bulundururlardı. Cafer Amca da bu eski adamların tipik örneklerinden biriydi. Anlatılanlar doğru ise bir gün camide en ön safta yerini kapmış namazını kılarken, secdeye gittiği sırada cebinden rakı şişesi düşüp yuvarlanmış, imamın bulunduğu yere gitmiş. Cemaat durumu fark edince Cafer Amca’yı kovalamış. Başka bir gün de bir cenaze merasiminde,  açılan çukura ceset gömülüp üzerine toprak atılırken, amca da eline kürek almış birkaç kürek de ben atayım demiş. Tabi o kilolu bedeniyle zorlanmış, eğilip küreğin ucundaki toprağı çukura yönelteyim derken sol üst cebindeki rakı şişesi toprağa düşmüş. Tümsekte yuvarlanan şişe, mezara yatırılmış ölünün yanına kadar ulaşmış. Burada da kalabalık insan grubu Cafer Amca’yı mezarlık çıkışına dek kovalamış.

  • Kızgın Demiri Tutan Kız

       Komşulardan birine piknik tüpünün etrafını saran demir aparatı(sacayağı) ödünç vermiştik. Çocuğum henüz,  on bir on iki yaşlarındayım. Komşunun, benimle aynı yaşlardaki kızı sokaktan süzüle süzüle yürüdü geldi ve elinde o ödünç verdiğimiz demir aparat, teşekkür ederek bana uzattı. Aldım tuttum derken elim yandı ve yere düşürdüm, çünkü demir bildiğiniz kızgın ateşten yeni çekilip alınmış gibiydi. Kıza “sen deli misin veya sen gerçek misin?” dercesine bakarken, o ise yüzüne yayılan tuhaf bir gülümseyişle gözlerini gözlerime dikmiş bakıyordu. Elinde herhangi bir koruyucu nesne yokken, aşırı sıcak demiri üstelik de anlık tutuşla değil uzun süre tutarak getirişinin şoku içerisindeydim ve o tekrar teşekkür ederek gitti. Neden sonra  mutfaktan aldığım bir kap suyu yerde duran kızgın sacayağına döktüm. Çıkan ses ve duman iyice esrarengiz bir hal oluşturdu. Kimseye anlatmadım, ilk defa burada yazıyorum.

 

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

300 X 250 Reklam Alanı

Reklam

300 X 250 Reklam Alanı

Yazarlarımız

Denizlİ Nöbetçi Eczaneler

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği