Telefon
WhatsApp
BAY GHOST

Halil Dilek

         -Hey Bayım! Neden bana öyle pişmiş kelle gibi sırıtarak bakıyorsunuz? Başka türlü bakamaz mısınız siz? Hem anlamıyorum ne işiniz var sizin orada, kapının eşiğinin üstünde duvarda asılı vaziyette? Aşağı inip aramızda otursanıza kuzum.

       -Nı ha ha ha ha! Az kalsın unutuyordum nasıl da kaptırmışım kendimi, öyle ya siz sonuçta bir kuru kafasınız. Aman Tanrım ne yapıyorum ben böyle,  neler de konuşuyorum? Bir kuru kafanın karşısına geçmiş onunla diyalog kurmaya çalışıyorum. Üstelik de ona “siz” diye hitap ediyorum....

           Lucien Levy Bruhl’ün “İlkellerde mistik düşünce ve büyü” adlı eserinde bahsettiği,  Yeni Gine’nin kuzey batısında yaşayan Manus aşiretinde ölü, ölümü izleyen günlerde, köyde ve yakın çevresinde dolanmakla yetinmemektedir. “Bir Manus köyünde yalnızca ölümlü yerliler değil, aynı zamanda ruhlar da (ghosts) yaşamaktadır. Bu ölüler uzakta, kendilerine ait bir yerde yaşamamaktadırlar.  Ölümlülerle birlikte köyün evlerini paylaşmaktadırlar.. Evin efendisinin babasına ait olan kafatası, zarif bir şekilde yontulmuş tahta bir vazonun içinde, öndeki giriş kapısının üzerinde, tavana asılı bir şekilde onuruna yaraşır bir yerde durmaktadır. “Ruhun” mevcudiyetini somut bir şekilde belgeleyen baba yadigarı kafatası eve ve burada yaşayan insanların moralinin iyi olmasına göz kulak olmaktadır... Evin efendisi sık sık babasının “ruhuyla” (evde yaşamayı sürdüren ölü babasıyla) görüşmektedir.”

          Levy Bruhl’ün bununla alakalı olarak aktardığı örnek olayda balıkçılık yapan bir adam son günlerde avların bereketsiz geçip yeterince para kazanamamasından evin salonunda asılı babasının kafatasını sorumlu tutarak ona bağırıp çağırmaya kızmaya başlamış. Hatta elindeki baltayla ona saldırıp parçalamak üzereyken karısı engel olup, “Dur ne yapıyorsun? Başımıza felaket getireceksin” gibi sözler söyleyince sakinleşmiş ve köyün ruhlarla iletişim kuran medyum kadınına başvurmuşlar. Medyum eve gelmiş. Balıkçı adam(kitapta “yabancı”) , medyum ve Sir Ghost  arasındaki konuşmalar şöyle:

Medyum: Sir Ghost’unuz burada. Ne öğrenmek istediğinizi soruyor.

Yabancı: Neden balık avlayamıyorum? Kime ne kötülük yaptım?

Medyum: Bunu bildiğinizi ancak bir sır olarak sakladığınızı söylüyor.

Yabancı (hiddetlenir): Ben ne yapmışım? Ne kabahat işlediğimi kesinlikle bilmiyorum (bu kez Sir Ghost’una seslenerek) Hadi konuşun! Ne söyleyeceksiniz söyleyin! Sizi dinliyorum. Ne yaptığımı bilmek istiyorum.

Medyum: Önce sizin konuşmanız gerektiğini söylüyor. Bir şeylerin arkasına gizlenmenizi kabul edemeyeceğini söylüyor.

Yabancı (çok öfkeli bir şekilde): İlk ben konuşmayacağım! Önce o konuşsun! Benim kısmetimi kuruttu. Bunu neden yaptığını onun söylemesi gerekiyor benim değil. Kendimi suçlamam gereken hiçbir şey yapmadım. Bütün borçlarımı ödemiş olmama karşın hala balık tutmamı engelliyor. Konuşsun artık!

Medyum (kesin bir ses tonuyla): Önce sizin konuşmanız gerektiğini söylüyor.

Yabancı: Ne söyleyecekmişim? Sanki saklayacak bir şeyim varmış gibi! Gizli saklı hiçbir şeyim yok benim (bu sırada medyumun başının üzerinden Sir Ghost’una ve ardındaki boşluğa sanki biri varmışçasına öfkeli bakışlar fırlatmaktadır). Çıkarın ağzınızdaki baklayı! Söyleyecek, anlatacak bir şeyiniz varsa dökün ortaya. Benim anlatacak bir şeyim yok. Ne yaptım ben? Konuşsanıza hadi! (yabancının sesi öfkeden kudurmuş bir insanınkine benzemektedir).

Tam bu sırada adamın yanında oturmakta olan karısı, kocası ve görünmez güç arasındaki bu gerginliğe daha fazla tahammül edemez:

Yabancının eşi (alçak bir ses tonuyla kocasına): Taliraku’nun karısına ödemen gereken çömlek parasını ödemedin diye yapıyor.

Medyum: Bu olayı gizlemiş olmanızın kendisini kızdırdığını söylüyor. Sizin Taliraku’nun eşine olan çömlek borcunuzu ödemede ihmalkarlık yaptığınızı biliyormuş. Bunu sizin söylemenizi bekliyormuş. Bu borcu ödeyinceye kadar balık avlamanıza izin vermeyeceğini söylüyor. Borcu öder ödemez eskisi gibi balık avlayabileceğinizi söylüyor.

Yabancı: (yerinde duramamaktadır) – Evet, çömlekçinin parasını ödemem gerektiğini biliyorum ama balık avlayamazsam bunu nasıl yapabilirim ki?

Medyum (azarlarcasına): Uzun zaman önce ödemiş olmanız gereken borcu öder ödemez işler düzelecek. Daha önce değil.

            William Shakespeare’in,  tiyatro tarihinin en ünlü tiradının da (Prens Hamlet’in elinde tuttuğu yakın arkadaşı saray soytarısı Yorick’in kafatasıyla giriştiği monolog) yer aldığı Hamlet oyununda,   “kafatası” veya “mezar kazıcıları” diye bilinen sahnede yüksek dramatik gerilimle birlikte mizahi ve ironik unsurlar kullanılarak yaşam , ölüm ve Hristiyanlıkla alakalı derin meselelere değinilir. Varoluşsal meseleler ele alınarak izleyici düşündürülür.

          Köylülerden (Amanoslar’ın etekleri) dinlediğim bir anı  şöyle:  Eskiden mezarlık olduğu tahmin edilen yamaçlardan, evlerinin damını onarmak için toprak çıkarıp taşımakta olan köylüler sık sık iskelet parçaları ve kafataslarına rastlarlarmış. Bu kafataslarını incelerlerken bazılarının sağlamlığına,  dişlerinin bile yerinde oluşuna nasıl şaşırdıklarını anlattılar. Birinin dişindeki yeşil mercimek bile seçiliyordu dedi birisi. Başka bir zaman başka bir grup köylüden birisi yeni çıkardıkları kuru kafayla konuşmaya başlamış:  “Heey kuru kafa kuru kafa! Sen de bir zamanlar bizim gibi bu dağlarda bayırlarda gezerdin ha! Neçe sevdin sevildin kim bilir? Ağladın güldün mü,  yedin içtin karnını doyurdun mu?”.... – bu köylüleri birazcık tanımışsam eğer   “Yeşil Abdal söyle bana” ve “Güzeli çirkine vermeli değil” türkülerini de söyleyip keyifli anlar yaratmışlardır kesin- Böyle anlarda insanların genellikle coşkun bir duygusallığa kapılıp biraz hüzün, biraz  neşeyle ve güldürüyle kuru kafalarla konuşmasındaki ruh hali her zaman buradaki gibi gündelik hayatın içinde olmamış; Antik Yunan Tiyatrosunda ve Anadolu Seyirlik oyunlarında da görülmüştür(“Tragedyanın Doğuşu”[Friedrich Nietzsche] ve “Dionisios ve Anadolu Köylüsü”[Metin And] adlı eserlere bakınız). Kuru kafayla konuşmalarda veya ona bakıp incelemelerde Latince “Memento Mori” dedikleri ölümün hatırlanması da devreye giriyor.

 

Armaların övüncü, iktidarın ihtişamı / ve tüm o güzellik, tüm o zenginlik, hepsi kaçınılmaz saati bekliyor / Şan ve şöhret yolları sadece mezara çıkar. (Thomas Gray’in “Bir köy mezarlığında yazılmış ağıt” adlı şiirinden)

 

“ Ey Gılgamış! Nereye gidiyorsun? Aradığınız hayatı asla bulamayacaksınız . Tanrılar  , insanlığı yarattığında insanlığa ölümü bahşettiler  , hayatı kendilerine sakladılar.” Ama sen ,  Gılgamış , karnını doyur , gece gündüz eğlen! Her gün neşelen  , gece gündüz dans et ve oyna! Giysilerin temiz olsun  , başını yıka , suda yıkan! Elini tutan çocuğa bak  , karın senin kucaklamalarının tadını çıkarsın! Çünkü ölümlü insanların kaderi böyledir.”..... (Tanrıça Siduri'nin, ölümsüzlük arayışındaki Gılgamış’a öğüdü)

                 “Biz geçeriz , zaman geçer   Dünya kalmaz yerinde  /  Ölüm çiçektir dostum, taze kalmaz günlerce  /  Ne ağlayan gece kalır , ne de derin uykular  /  Yine kendi kendine koşuşturur insanlar.”..... (İlhan İrem’in “gece yolculuğu” adlı şarkısından)

         Kapının üstündeki duvarda asılı kuru kafadan  Yeni Gineli  balıkçının “Sir Ghost”’una, Shakespeare’in tiyatro sahnesinden Gavur Dağları’nın kaybolmuş mezarlarındaki kuru kafalara uzanan bu hikaye; trajedinin içindeki gülütü, gözyaşlarıyla şen kahkahaların iç içeliğini anlatır bize. Kimi zaman ödenmemiş bir çömlek borcunun vicdan azabında, kimi zaman saray soytarısının türlü maskaralıklardan sonraki sırıtışının donmuşluğunda, kimi zaman da dişte kalan son yeşil mercimek tanesinde temaşa edilen zamanın kesit kesit donuk karelerini anımsarız. Her durumda faniliğin can yakıcılığında buluşuruz. O yüzden Memento Mori’yi aklımızdan çıkarmayalım. Çıkarmayalım ki böylece tragedyanın sahnesinde(oyuncu da sen seyirci de) insana dair ne varsa oynayıp sergileyelim.

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

300 X 250 Reklam Alanı

Reklam

300 X 250 Reklam Alanı

Yazarlarımız

Denizlİ Nöbetçi Eczaneler

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği