Aydem Holding: 'Derin öyküsü'
Bu yazıda Denizli kökenli bir enerji şirketinin öyküsü anlatılıyor. Dikkatle okunmalıdır.
Utku Yıldız (Sol Haber 25.10.2025)
Önce bir not.
Elektrik sektöründeki en dikkat çekici başlıklardan biri de; holdinglerin bünyesinde birden çok şirketin yer alması, şirketlerde çoklu ortaklıkların bulunması ve şirketlerin çok sık isim değiştiriyor olması. Elbette, kimileri yasal zorunluluklardan kaynaklanıyor. Ama risklerin bölüştürülmesi, teşviklerden faydalanılması, kredi olanaklarının daha çok kullanılması, kimi bağlantıların gizlenmesi ve imaj tazeleme gibi başlıklar, asıl gerekçe gibi görünüyor.
Söz konusu durum, AYDEM için de geçerli. AYDEM ile birlikte Bereket Enerji, Gediz Elektrik, GDZ Elektrik, ADM Elektrik, Aydem Yenilenebilir Enerji gibi farklı hukuki statülere sahip uzun bir liste çıkıyor karşımıza. Tüm şirket isimlerini, birbirleri ile bağlantılarını içerecek şekilde yazı içerisinde kullanmanın da, okuma kolaylığını kesintiye uğratacağını düşünüyoruz.
Bu nedenle, yazı dizisinin üst başlığını “İzmir’deki Orman Yangınlarının Hatırlattıkları: Enerji Dağıtımı Özelleştirmeleri ve ‘GDZ Elektrik’” belirlemiş olmakla birlikte, bölümün başlığında ve yazılarda, GDZ Elektrik’i bünyesinde barındıran Aydem Holding adını kullanmayı tercih edeceğiz. Yazılarda da, AYDEM Holding adını, süreklilik taşıdığı, şu anda ve geçmişte temsil ettiği şirketlerin tamamını tanımlamak için kullanacağız.
Okuyucularımızdan da, aksi belirtilmediği sürece, yazı içerisinde geçen tüm şirketlerin birbiri ile ilişkili kabul etmesini rica ediyoruz.
***
Elektrik hizmetlerinin, cumhuriyet tarihinin başından itibaren devlet tekelinde olduğunu söylemek mümkün değil. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Osmanlı döneminde imtiyaz kazanan ve elektrik santrallerini işleten yabancı şirketler faaliyetlerine devam eder, ayrıca yeni imtiyazlar da verilir.
Hatta devletin yönlendirmesi ile kurulan ilk elektrik şirketi de, Kayseri Belediyesi ile Kayseri’deki çeşitli tüccarların ortaklığında 1926 yılında kurulan ve özel bir şirket niteliği taşıyan Kayseri ve Civarı Elektrik Türk Anonim Şirketi olur.
Elektrik hizmetlerinde kamunun ağırlığının artması için 1930’lı yılların gelmesi gereklidir. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının ulaşılması gereken seviye olarak gördüğü batılı ülkeler, “1929 Büyük Buhranı” sonucunda büyük bir yıkım yaşamaktadır. Türkiye ekonomisinin de, büyük bir hızla düşen fiyatlar nedeni ile tarım sektörü üzerinden büyümesi artık mümkün değildir. Ticaret burjuvazisinin sermaye birikimi de yetersizdir. Bu koşullarda, devlet girişimciliğine dayalı sanayileşme hamlesi gelir. Ve elbette, sanayileşme için de, elektrik gereklidir.
Önce, elektrik hizmetlerinde yerel yönetimleri yetkilendiren “1580 sayılı Belediye Kanunu” 1930 yılında çıkarılır. 1935 yılında elektrik kaynak ihtiyacının karşılanması amacı ile çalışmalar yürütmek üzere “Elektrik İşleri Etüt Dairesi” ve enerji sektörüne dönük finansmanın sağlanabilmesi için “Eti Bank” kurulur. 1938–1944 arasında da, imtiyazlı ve yabancı sermayeli elektrik işletmeleri devletleştirilir.
Ancak, Demokrat Parti dönemi ile birlikte, yeniden özel şirketlere imtiyaz verilmeye başlanır. 1952–1956 yılları arasında, sırası ile Kuzeybatı Anadolu Elektriklendirme Türk Anonim Ortaklığı, Çukurova Elektrik Anonim Şirketi (ÇEAŞ), Ege Elektrik Türk Anonim Şirketi, Kepez ve Antalya Havalisi Elektrik Santralleri Türk Anonim Şirketi (Kepez) kurulur.
Bakanlar Kurulu kararı ile bu şirketlere verilen imtiyazlar 99 yıl sürelidir ve enerji verilmeye başlandığı tarihten 25 yıl sonra devlete imtiyazı satın alma hakkı tanır. İmtiyazın içeriğinde, Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yapılan hidroelektrik elektrik santrallerde enerji üretilmesi, üretilen enerjinin dağıtımı ve satımı vardır.
Bu imtiyaz, esasen, emperyalizmin Türkiye’de artan varlığı ile de doğrudan orantılıdır. Zira hidroelektrik santrallerin kurulumu için temin edilen Dünya Bankası kredisinde, santralin “çok ortaklı bir şirket” tarafından işletilmesi zorunludur.
Emperyalizmin bir kolu olan Dünya Bankası, bağımlılık ilişkisini arttırabilmek için “kalkınma” kisvesi altında kredi sağlarken, piyasalaşmayı dayatır. Kamu da, yine büyük maliyet gerektiren altyapı yatırımını kendi üstlenir, uluslararası bir bankaya borçlanır ve işletmeyi ise özel şirketlere devreder. Buna rağmen, Kuzeybatı Anadolu Elektriklendirme Türk Anonim Ortaklığı ve Ege Elektrik Türk Anonim Şirketinde olduğu gibi şirketler başarısız olur.
1960’lar ile birlikte, Türkiye, ekonomiyi yeniden genişleyen bir doğrultuya sokmak amacı ile planlı bir iktisat anlayışına yönelir.1 Sanayileşme yine gündemdedir. Bu süreci yönetebilmek için, 5 Ekim 1960 tarihinde, Devlet Planlama Teşkilatı kurulur. 1963–1967 yılları arası için “Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı” hazırlanır.
Enerji hizmetlerinde kurumsal bir yapının oluşturulması, elektrik işlerinin tek elden yönetilmesi bir amaç olarak “Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı”a girer. 1963 yılından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı kurulur. Ancak, elektrik işlerini yönetecek olan Türkiye Elektrik Kurumu’nun kuruluşu 1970 yılını bulur. Yerel yönetimler (belediyeler ve İller Bankası) yetkisindeki elektrik dağıtımı dışında bütünlük sağlanır.
Elektrik İşleri Etüt Dairesi, Etibank ve DSİ’nin birikimi ve çabaları TEK’te bir araya getirilir. Bu birikimde, ilk devletleştirmeler vardır. Dinar ve Bünyan gibi küçük ölçekli, Sarıyar, Seyhan, Hazar ve Kemer gibi daha büyük ölçekli hidroelektrik santrallerin yanında termik santraller vardır. TEK, üretimden iletime ve dağıtıma kadar tüm sistemi birbirine bütünleşik hale getiren ve elektriği ülkenin bütününe yaygınlaştıran bir sembol haline gelir. Bunu, elektrik hizmetlerini yürüten bir kamu tekeli olarak gerçekleştirir.
soL Haber, Türkiye’de hiçbir haber mecrasında göremeyeceğiniz bu özel içerikleri daha fazla üretebilmek için okurunun, yani sizlerin desteğini talep ediyor. soL’daki özel içeriklerin artması, güçlenmesi için soL’a destek olun, abone olun!
Bu dönemde de, altyapı yatırımlarının hepsi devlet tarafından karşılanır. Altyapı yatırımlarının büyüklüğünü anlamak için, 1936 yılında gündeme getirilen ve 1966 yılında yapımına başlanan Keban hidroelektrik santrali örnek verilebilir. Keban Barajı, tam kapasite ile çalışmaya başladığı 1982 yılında Türkiye’deki toplam elektrik üretiminin yüzde 31’ini tek başına karşılayacak büyüklüktedir. Ülkenin tüm coğrafyasına, üretim santralleri, iletim ve dağıtım hatları kurulurken, kamu kaynakları kullanılır.
1982 yılına gelindiğinde ise iki mevzuat düzenlemesi yapılır. “Belediye ve köylerle bunların birliklerinin ve elektrik hizmeti için kurulmuş diğer birliklerin elektrik hizmetlerine ilişkin tesis ve işletmeleri” de Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) bünyesinde toplanır. Ayrıca, özel şirketlere elektrik santrali kurma yetkisi verilir.
Elektrik hizmetlerinin TEK bünyesinde toplanması adımı, ilk bakışta, kamusal merkezi yapının daha da güçlendirilmesi gibi görünür. Ancak, 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askeri darbe ile “istikrar programı” adı altında ve uluslararası sermayenin yönlendiriciliğinde, Türkiye’de bir yapısal uyum süreci başlamıştır. 6 Kasım 1983 genel seçimleri sonucunda da, yapısal uyum politikalarının temsilcisi Turgut Özal’ın genel başkanlığını yaptığı Anavatan Partisi (ANAP) hükûmeti kurulmuştur. Asıl varmak istenilen yer farklıdır.
Anavatan Partisi’nin 1983 seçimleri için gazetelere verdiği ilanlardan birinde, “Kaşıkla verip kepçeyle geri almak…” ifadesi vurgulanıyordu. Bu vurgu, metindeki “Kaşıkla verilen zammı enflasyon yani sürekli yükselen hayat pahalılığı kepçeyle geri aldı.” cümlesinden yola çıkıyormuş gibi gözükse de, yıllar, bunun bir niyet beyanı olduğunu, ANAP’ın ve takipçilerinin, “Kaşıkla verip kepçeyle geri almak…” konusunda uzman olduklarını kanıtladı.
ANAP hükûmeti, hızla, özelleştirmelere ilişkin düzenlemelere girişir. 1984 yılının Mart ayında, önce “2983 Sayılı Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılması Hakkında Kanun” yürürlüğe girer. Kanun, Kamu İktisadi Teşebbüslerine ve bunlara ait tesislere, hisse senedi ihracı yoluyla ortak olunabilmesinin, bu tesislerinin işletme hakkının devredilebilmesine olanak sağlar.
2983 Sayılı Kanun’u da, Bakanlar Kurulunca 04.12.1984 tarihinde kabul edilen, 19.12.1984 tarih ve 18610 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren “3096 Sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti İle Görevlendirilmesi Hakkında Kanun” izler.
- Kanun’da “Görev bölgelerinde kamu kurum ve kuruluşlarınca (Kamu iktisadi teşebbüsleri dâhil) yapılmış veya yapılacak üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin iletme haklarının görevli şirketlere verilmesine Cumhurbaşkanı tarafından karar verilebilir.” hükmü getirilir,
- Sözleşmelerin 99 yıla kadar düzenlenebileceği belirtilir,
- Yap – İşlet – Devret, İşletme Hakkı Devri, Otoprodüktör modelleri ile özel şirketlerin elektrik sektörüne dâhil edilmesi kolaylaştırılır,
- Kanun’a eklenen “Bu Kanunun yayımı tarihinde mevcut elektrik üretim, iletim ve dağıtım ve ticareti imtiyazına sahip şirketlerin, kurmuş ve işletmekte oldukları ve fakat imtiyaz kapsamına alınmamış üretim, iletim ve dağıtım tesisleri ile bu tesislerin bulunduğu iller imtiyaz sözleşmesi kapsamına alınmıştır.” hükümlerini içeren geçici madde ile özel şirketlerin imtiyaz alanları genişletilir.
Kanun ile birlikte, imtiyaz sözleşmeleri çeşitlendirilmiş, süreleri uzatılmış, özel şirketlerin görevlendirilebilmesi işlemi tek elden ve hızlı bir şekilde yapılabilir hale getirilmiştir.
1982 yılında dağıtım hizmeti belediyelerden alınıp TEK’e devredilirken, belediyenin elektrik dağıtımında çalışan deneyimli personeli ise TEK’e devredilmemiştir. Emeğe dönük bu saldırının, muhtemel nedenlerinden biri de, özel şirketlere verilen imtiyazlarda, TEK içinden gelebilecek tepkiyi azaltma çabasıdır.
1985 yılında da, bir yönetmelik ile Türkiye Elektrik Kurumu dışındaki “yerli ve yabancı sermaye şirketlerinin” “görev”lendirilecekleri bölgeler belirlenir.
Bedel yok, ihale yok, satış yok
İlk “görev”lendirmeler, 1989 yılında yapılmaya başlanır. 1926 yılından bu yana imtiyazlı olan Kayseri ve Civarı Elektrik T.A.Ş 10. görev bölgesinde (Kayseri), ÇEAŞ 1. görev bölgesinde, Kepez ise 2. görev bölgesinde (Antalya) görevlendirilir.
Şirketlerden herhangi bir bedel alınmaz. Ne ihale vardır ne de satış işlemi. Sadece “görevlendirme” yeterlidir ve görevlendirmenin süresi de 70 yıldır. Böylece, ÇEAŞ ve Kepez, 1952–1956 yılları arasında aldığı imtiyazların üzerine 70 yıl daha ilave ederek, toplam imtiyaz süresini 130 yıla çıkarır.
Elektrik hizmetlerinin tek bir karar ile ücretsiz olarak özel sektöre devredilebildiği bu dönemde, bir yandan hükûmet görev bölgelerini arttırır, bir yandan da elektrik sektöründeki özel şirketlerin sayısı hızla artar. Ne de olsa, devlet aracılığı ile yaratılan rant ve avanta mekanizmaları2, özel şirketlerin iştahını kabartmaktadır.
İşte o şirketlerden biri de, AYDEM Güneybatı Anadolu Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.dir. 16.09.1991 tarihinde, Denizli Ticaret Sicil Müdürlüğüne kaydolan şirketin 8 kurucusu bulunur. (Tablo 2)
Kurucular listesinde bulunan şirketlerden ikisi, Elsan Elektrik Gereçleri Sanayi ve Ticaret A.Ş (Elsan) ve TÜMAŞ Mermer Sanayi ve Ticaret A.Ş, Ceyhan Saldanlı’ya aittir.
Ceyhan Saldanlı, Denizli doğumlu, İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu bir elektrik mühendisidir. PTT’de memur olarak çalışırken, karşılaştığı bir olay sonrasında kendi deyimi ile sadece “işveren” olabileceğini düşünerek istifa etmiş ve 1970’lerin sonunda Denizli’de, bir şirket kurma arayışına girmiştir.
O yıllarda, Türkiye, döviz açığını kapatabilmek için, işçi dövizlerine, günümüzdeki “Kur Korumalı Mevduat Hesabı”na benzeyen “Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM)” hesabı başta olmak üzere çeşitli avantajlar sunar. Sonuçta, 1965-1969 yılları arasında 100 milyon dolar civarında oynayan işçi dövizleri, 1970’li yıllarda hızla artarak 1 milyar dolar eşiğini aşar ve dış ticaret açığının kapatılmasında en önemli kalem haline gelir.3 Böylesi bir ortamda, ülke genelinde, yurtdışındaki işçilerin ortaklığında kurulan, “işçi şirketi”, “halk şirketi” ve “hemşehri şirketi” olarak anılan şirketlerin de sayısı artar.
Yurtdışına en çok işçi gönderen yedinci il olan Denizli de, genel atmosferden etkilenir. En bilinen örneği, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne telsiz üretme amacı ile yola koyulan, sonrasında televizyon üretimine geçen Bir-Emek gibi şirketler kurulmaya başlanır.
Bu arada, Bir-Emek tarihinde yer alan bir olay, döneme dair kimi veriler de sunmaktadır. Bir-Emek, 1. Milliyetçi Cephe’nin4 hükûmette olduğu 1975 yılında, TV “imal ve montaj” izni almak için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına başvurur. Bakanlık yetkilileri, iznin alınabilmesi için Akgün Erbakan ile iletişim kurulması gerektiğini söyler. Akgün Erbakan, hükûmet ortağı Milli Selamet Partisi’nin Genel Başkanı olan Necmettin Erbakan’ın, “ticaret” ile uğraşan kardeşidir.
Türkiye büyük bir gerici karanlığın pençesi altındayken tarikat ve cemaat ağları ülkenin dört bir yanını sarmaya devam ediyor. Bu gerici abluka Türkiye’de medyayı da büyük oranda belirliyor, bu yapıların suçları medyada kendisine yer bulamıyor. soL, önümüzdeki dönemde bu haberleri güçlendirmek, karanlığın üstüne daha fazla gitmek için de okurunun dayanışmasını talep ediyor. soL’a destek olun, abone olun!
Bakanlığın yönlendirmesi sonucunda, Akgün Erbakan ve Bir – Emek arasında, “imalat izni” alınmasına ilişkin bir danışmanlık sözleşmesi imzalanır. Akgün Erbakan’ın hesabına dönemin parası ile 500 bin lira yatırılır. “Danışmanlık” hizmetlerinin, siyasal İslamcıların “doğası”na içkin olduğunu gösteren bu durum, Meclis gündemine de taşınacaktır.
Hatta Akgün Erbakan’ın Denizli’deki faaliyetleri, Ali Rıza Aydın’ın “Önce insan, sonra hukukçu, sonra savcı” olarak tanımladığı, duruşuyla, mücadelesiyle, tutarlılığıyla eşitlik ve özgürlük mücadelesi verenler için örnek alınması gereken bir isim olan ve 1978 yılında katledilen Doğan Öz tarafından bir yolsuzluk dosyası olarak da incelenir.
Bu koşullar içinde, Saldanlı da çok ortaklı şirketler furyasına dâhil olur.
Sermayesini, esas olarak, yurtdışındaki akrabalardan ve tanıdıklardan temin edilen dövizlerin oluşturduğu, ilk ortakları arasında da yurtdışında yaşayan çokça ismin yer aldığı Elsan, 1980 yılında kurulur.
Elsan adı, 1970’lerin ikinci yarısında kamu desteği ile kurulan, bir süre sonra kamu yatırım bankalarındaki hisselerinin üçüncü kişilere satılması hedeflenen ve bürokraside “SAN’lı kuruluşlar” olarak anılan TÜMOSAN (Türk Motor Sanayi ve Ticaret A.Ş.), TAKSAN (Takım Tezgâhları Sanayi ve Ticaret A.Ş) ve TEMSAN (Türkiye Elektromekanik Sanayi ve Ticaret A.Ş.) ile uyumludur.
Saldanlı, Elsan’ın kuruluşundan hemen sonra, yeni kredi kaynaklarına ulaşır. Bunlardan en önemlisi, 1975 yılındaki kuruluşunda 1. Milliyetçi Cephe’ye dâhil tüm partilerin imzasını taşıyan, ancak yıllar içerisinde en çok Milli Selamet Partisi tarafından sahiplenilecek olan Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası A.Ş.’dir.
Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası A.Ş. (DESİYAB), işçi dövizlerini başta sanayi alanındakiler olmak üzere özel işletmelere yönlendirmektedir. 1978’e kadar “kâr ortaklığı”na dayalı yönetim biçimi ile DESİYAB, faizsiz bankacılığın, kalkınma bankacılığının Türkiye’deki ilk deneyimleri arasında değerlendirilmiş ve yetkilileri arasında, çoğunlukla dönemin Milli Selamet Partisi ile ilişkili isimlerin yer almıştır.
Saldanlı’nın DESİYAB ile ilişkisi, özellikle Özal döneminde liyakatsız bir atama olarak görülen Halit Kara üzerinden gerçekleşir. Ceyhan Saldanlı, bir diğer şirketi Tümaş’ı da DESİYAB kredisi ile kurar. DESİYAB bağlantısı, ilerleyen süreçte, Saldanlı’nın Türkiye’deki kalkınma bankaları ve İslam Kalkınma Bankası ile ilişkilerini arttıracaktır.
Öyle ki, Ceyhan Saldanlı, 2002 yılında ziyaret ettiği, dönemin Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ı, kalkınma bankasında görev yaptığı dönemden tanıdığını söyleyecektir. Vukuatları saymakla bitmeyecek olan Unakıtan, Al Baraka Türk’ün yönetim kurulu üyesi olduğu dönemde, paravan şirketler aracılığında yaptığı hayali ihracat ile Hazine’ye trilyonlarca KDV zararı oluşturmuş bir isimdir. Ve Nakşibendi Tarikatı’na dâhildir.
Bu noktada, Saldanlı’nın dayısının, Nakşibendi Tarikatı’nın Denizli kolundan Hacı Osman Nuri Kepenekoğlu olduğunu, Saldanlı’nın kayınvalidesinin de, Kepenekoğlu’nun öğrencisi olduğunu not etmekte fayda var. Açıkça ifade edilmese de, bu bağların, kimi ilişkilerin kurulmasında etkili olması muhtemeldir.
AYDEM Güneybatı Anadolu Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin hisselerinin bir bölümü de Hüseyin Arabul’a ve sahibi olduğu BARMEK Holding’e aittir. Hüseyin Arabul, ilerideki yıllarda Süleyman Demirel’den “üstün hizmet” madalyası alan, adı sürekli savunma sanayisi ihalelerinde geçen bir isimdir.
Arabul, 1993–2003 yılları arasında Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi başkanlığı yapar. Başkanlığı esnasında, 2001 yılında düzenlenen “Beyaz Enerji Operasyonu”nda gözaltına alınır. Adı, “Beyaz Enerji Operasyonu”nda, enerji sektöründeki bürokratlar ile ilişkisi ile anılır. Dönemin bakanlık bürokratlarının, açılan ihaleleri Arabul’un şirketinin alabilmesi için yönlendirmede bulunduğu, bu yönlendirmeler karşılığında da, kimi yetkililerin BARMEK Holding’in yaptığı Angora Evleri’nde ev sahibi olduğu iddia edilir.
Yine 2001 yılında, Hüseyin Arabul, Demirel’in tavsiye mektubu ile Elektrik Dağıtım Şebekesi’nin 25 yıllık işletme hakkını alır ancak 2007 yılında Azerbaycan hükûmeti ile yaşadığı gerilim nedeni ile Azerbaycan’da tutuklanır.
Arabul’un Azerbaycan hükûmeti ile yaşadığı gerilimin nedeni olarak, iki başlık öne çıkarılır. İlki, Arabul’un Azerbaycan muhalefetinden Ferhat Aliyev ile yakın ilişkidir. İkincisi de, Azerbaycan’ın Rusya ile yakınlaşma stratejisi doğrultusunda, elektrik dağıtımını bir Rus şirketine verme isteğidir. Bugünden bakıldığında, her iki gerekçenin de etkili olduğunu söylemek mümkündür.
Azerbaycan iç işlerine karışabilecek kadar karmaşık bir ağının parçası olan Hüseyin Arabul, “ülke çıkarları” konusunda da “hassas”tır. Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi Başkanı olarak 1994 yılında yaptığı açıklamada, elektrik enerjisinin özelleştirilmesini savunmakta ancak bunun peşin para ile yapılmamasını istemektedir. Aksi durumda, yabancıların devreye gireceğini ve ülke çıkarlarını tehdit edeceğini düşünmektedir. Asıl patronun Ceyhan Saldanlı olduğu, Demirel ile yakından ilişkili, enerji bürokratları üzerinde etki sahibi olan ve Türkiye dış siyasetinde rol üstlenebilen Arabul gibi bir ismin ortaklık yaptığı “AYDEM”in kuruluşunu, hızlı gelişmeler takip eder.
“AYDEM”in kuruluşundan yaklaşık 3 hafta sonra, 1991 yılının Ekim ayında, 91 / 2300 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile “Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Görevlendirilecekleri Bölgeler”e yeni bölgeler dâhil edilir, geçmişte farklı bölgeler olarak tanımlanan Aydın, Denizli ve Muğla illeri, 4. görev bölgesi olarak, tek bir görev bölgesi altında birleştirilir.
Bu karardan 1 hafta sonra da, yeni bir Bakanlar Kurulu Kararı alınır. 25 Ekim 1991 tarih ve 21032 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 91/2325 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile “4. görev bölgesinde AYDEM Güneybatı Anadolu Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ne” 30 yıl süre ile elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticareti ile görevi verilir.
“AYDEM”in kuruluş tarihi ile Bakanlar Kurulu kararları arasındaki kısa süre kadar, Bakanlar Kurulu kararlarının alındığı tarihler de dikkat çekicidir.
15 Haziran 1991 tarihinde yapılan ANAP Kongresinde, başbakanlık yapan Yıldırım Akbulut’un yerine Mesut Yılmaz ANAP Genel Başkanı olarak seçilmiş ve Akbulut da başbakanlıktan ayrılmıştır.
Bakanlar Kurulu'nun AYDEM görevlendirmesi ve imzası olan isimlerin tartışmalı ortaklıkları
Yeni kabinenin kurulmasının ardından, Kasım 1992’de yapılması planlanan seçim erkene alınır. Yeni seçim tarihi 20 Ekim 1991’dir. Erken seçim tarihini karara bağlayan TBMM Genel Kurulu tarihi ise 24 Ağustos 1991’dir.
Görev bölgelerini birleştiren ve ardından da “AYDEM”i görevlendiren her iki Bakanlar Kurulu kararı ise erken seçim kararının kararlaştırıldığı TBMM Genel Kurulu sonrasına aittir. Bakanlar Kurulu kararları, sırası ile 2 Ekim 1991 ve 9 Ekim 1991’de alınmıştır.
Seçim öncesinde giderayak yapılan bu hamlenin, AYDEM’in ortaklık yapısının ve bağlantılarının bir etkisi olduğu söylenebilir.
Özellikle, her iki Bakanlar Kurulu kararının da altında imzası bulunan iki ismin, Devlet Bakanı Birsel Sönmez ve Muzaffer Arıcı’nın, AYDEM’in ortakları ile arasındaki ilişki enteresandır. (Resim 2)
Devlet Bakanı Birsel Sönmez, yıllar sonra, AYDEM’in kurucu hissedarlarından Hüseyin Arabul ile ortak olacak, seçim bölgesi Niğde’de BARMEK Tekstil adında bir tekstil fabrikası açacaktır. Ayrıca, Birsel Sönmez, Arabul’un gözaltına alındığı “Beyaz Enerji Operasyonu”nda, TEAŞ Yönetim Kurulu üyesi sıfatı ile rüşvet aldığı ve şirketlerden alınan rüşvetlerin dağıtılmasına aracılık yaptığı gerekçesi ile tutuklanacaktır.
Bakanlar Kurulu kararında, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak imzası bulunan Muzaffer Arıcı ise, “AYDEM”in sicil kaydının gerçekleştiği Denizli’den milletvekili seçilmiştir. Ceyhan Saldanlı gibi Denizli doğumlu ve İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi mezunudur. Elbette, sadece doğum yerinin ve mezun olunan üniversitenin aynı olması, ilişkinin boyutuna dair pek açıklayıcı olmayacaktır.
Ancak, Muzaffer Arıcı’nın adı, 1997 yılında İzmir ve Manisa elektrik hizmetlerinin özelleştirilmesi ihalesine katılan, İzmir ve Manisa sermayesi ile her iki ilin belediye iştiraklerinin ortaklığında kurulan GEDAŞ yöneticilerine söylediği “Denizli benim bölgem, İzmir’in elektrik işini onlara söz verdim, siz İzmir için yaptığının başvuruyu geri alın Manisa için yenileyin” cümlesi ile de anılacaktır.5 Benzer bir ilişkinin, Arıcı ile AYDEM arasında da kurulmuş olması, pek muhtemeldir.
Bir açından da, özel şirketler ile siyasilerin ve bürokratların iç içe olduğu, aralarında yoğun bir para ve gayrimenkul trafiğinin döndüğü, aracılığın ve iş takipçiliğinin normal karşılandığı, kamu kaynaklarının piyasaya devredildiği ve herkesin kendi payının peşine düştüğü koşullarda, tersi pek de mümkün değildir. Her patron gibi Ceyhan Saldanlı’nın da işaret ettiği ısrar, inat, çalışma ve girişimciliğin “kapsamı” biraz geniş tutulduğunda, bu ilişkileri de içerdiği, rahatlıkla söylenebilir.
Hükûmetler değişiyor, AYDEM yoluna devam ediyor
1991 Genel Seçimi sonrasında, ANAP iktidarı kaybeder ve Doğru Yol Partisi (DYP)– Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) koalisyonu kurulur. Bu dönemde, 1991 yılında Bakanlar Kurulu tarafından yapılan özel şirketlere verilen görevlendirmeler hukuki olarak varlığını sürdürür, ancak işletmelerde devir teslim gerçekleştirilmediği için fiilen uygulamaya geçmez.
1993 yılında, elektrik özelleştirmelerinin bir adımı olarak, elektrik dağıtım ve iletim sorumlulukları ayrıştırılır ve bu sorumlulukları yürütmek üzere iki ayrı İktisadi Devlet Teşekkülü olan Türkiye Elektrik Dağıtım AŞ (TEDAŞ) ve Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEAŞ) kurulur. 1994 yılında da TEK kapatılır.
1995 yılında, yine genel seçimler vardır ve Refah Partisi (RP), seçimlerden birinci parti olarak çıkmıştır. Bir süre varlığını devam ettiren güvenoyu krizinin ardından, Refah Partisi–Doğru Yol Partisi koalisyonu (RefahYol) hükûmeti oluşur. RefahYol döneminde, önemli bir gelişme yaşanır. 13.11.1996 tarihli ve 96/8811 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 1991 yılında elektrik üretimi, dağıtımı ve iletimi için yapılan görevlendirmeler yürürlükten kaldırılır.
İlk başta, elektrik özelleştirmesine karşı bir hamle olarak algılanabilecek bu kararın asıl gerekçesi, kartların yeniden dağıtılması isteğidir. Zira Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından 24.11.1996 tarihli ve 22827 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “TEDAŞ’a Bağlı Dağıtım Müesseselerinin İşletme Hakkı Devredilecektir” başlıklı bir ilanla, devir işlemlerinin yeniden yapılacağı belirtilmiş ve teklif başvuruları alınmaya başlamıştır.
3 Nisan 1997 tarihinde, Aydın, Denizli ve Muğla bölgesi için ihale yapılır. Bu esnada, 09.10.1991 tarih ve 91/2325 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bölgede kendisinin görevlendirildiğini belirten AYDEM tarafından, görevlendirme kararını iptal eden 13.11.1996 tarihli ve 96/8811 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına dava açılır.
Bu gelişmelerin yaşandığı tarihlerde, Ceyhan Saldanlı, Ankara’daki bürokrat ziyaretlerini arttırır. Saldanlı, Enerji Bakanlığı’nda yaptığı bir görüşmede, müsteşarın kendisine “Bu konuyu Mustafa Bey biliyor mu?” dediğini aktarır. “Mustafa Bey”, Enerji Bakanlığı’nda genel müdür koltuğunda oturan, Saldanlı gibi Denizlili olan Mustafa Mendilcioğlu’dur. Saldanlı bu kez Mendilcioğlu’nun kapısını çalar ve aldığı yanıt “Bakan Bey bu konuda bana ‘Kendi memleketin Denizli’yle ilgili hiçbir işleme karışmaman doğru olur’ dedi. Ben de öyle yapıyorum” olur.6
Bu tür cümlelerin ne anlama geldiği, enerji sektöründe açıktır. Mendilcioğlu, 2002 yılında emekli olduktan sonra, oğulları ile birlikte “İlkem Mühendislik” isimli bir firma kuracak, “İlkem Mühendislik” birçok işin yanında, AYDEM’in bünyesindeki Gediz Elektrik’in İzmir’deki yüklenici firması olarak çalışacaktır.
Ceyhan Saldanlı’nın bürokrat ziyaretleri sürerken, 1998 yılında, AYDEM’in görevlendirme kararını kaldıran 96/8811 sayılı Bakanlar Kurulu iptal edilir.7 Ancak, bu iptal kararı ile birlikte, garip bir durum ortaya çıkar. 03.04.1997 tarihli ihaleyi alan şirket ile AYDEM, aynı anda “hak sahibi” konumuna gelir.
Bu düğümü, 28 Şubat Süreci sonrasında kurulan Anavatan Partisi - Demokratik Sol Parti – Demokrat Türkiye Partisi (Anasol-D) koalisyonu açacaktır. Aydın, Denizli ve Muğla bölgesi için 1997 yılında yapılan ihale, 1998 yılında Bakanlar Kurulu tarafından iptal edilir. Bu gelişmeden kısa bir süre sonra, AYDEM’in ortaklarında Hüseyin Arabul, hisselerini Ceyhan Saldanlı’ya satarak şirketten ayrılır.
2000 yılına gelindiğinde ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Aydem Enerji arasında, “uygulama sözleşmesi” imzalansa da, kimi yasal düzenlemeler gereklidir.
03.03.2001 tarihli ve 24335 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile elektrik hizmetlerindeki, üretim, iletim, dağıtım, toptan satış, perakende satış, perakende satış hizmeti, ithalat ve ihracat faaliyetleri bir bütün olarak piyasa mekanizmalarına açılır. 4628 sayılı Kanun ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kurulurken, kamuya ait elektrik varlıkları, Türkiye Elektrik İletim A.Ş (TEİAŞ), Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş (TETAŞ) altında toplanır.
4628 sayılı Kanun ile geçmişte TEDAŞ ile özel şirketler arasında imzalanmış olan sözleşmelerin her biri “mevcut sözleşme” olarak tanımlanır ve bu sözleşmelerin tadil edilerek yürürlüğe girmesi mümkün hale gelir. Ancak Kanunu’nun Geçici 4. maddesinde, “Kamuya ait elektrik enerjisi üretim ve dağıtım tesislerinden işletme hakları devri öngörülenlerden devir işlemlerini 20 Haziran 2001 tarihine kadar tamamlayamayan şirketlerin mevcut sözleşmeleri hükümsüzdür.” ve Geçici 8. maddesinde “3996 sayılı Kanun hükümleri çerçevesindeki Hazine garantileri, bu Kanunun yayımı tarihinden önce kararlaştırılmış bulunan projeler için 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye geçmeleri kaydıyla verilebilir. Bu projelerden Hazine garantisi verilmiş olanların 2002 yılı sonu itibarıyla işletmeye alınamaması halinde Hazine garantileri geçersiz olur.” hükümleri yer alır. Her iki madde de, yasanın çıktığı tarihte, AYDEM’i etkileyecek tarih sınırlamaları içermektedir.
4628 sayılı Kanun’un Geçici 4. ve 8. maddelerinin iptali için Fazilet Partisi tarafından Anayasa Mahkemesine iptal davası açılır. Mahkeme süreci devam ederken, önce, 29.03.2001 tarihinde, Aydın, Denizli ve Muğla illerindeki elektrik dağıtımını için TEDAŞ ve AYDEM arasında 110 milyon dolarlık bedelle “İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi” ve “Enerji Satış Anlaşması” imzalanır. Bir “Devir Kurulu” oluşturulur ve 30 Ekim 2001 tarihi, fiili devir tarihi olarak belirlenir.
Rastlantıya bakın ki, 27 Haziran 2001 tarihinde yapılan bir yasal düzenleme ile 4628 sayılı Kanun’un Geçici 4. maddesindeki 20 Haziran 2001 tarihi, 31 Ekim 2001 ile değiştirilir. Sonrasında, 2002 yılının Şubat ayında, her iki geçici madde de, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilir. AYDEM’in önündeki 4628 sayılı Kanun’dan doğan engeller tamamen kalkar.
Ve yine bir hükûmet değişikliği gerçekleşir. 3 Kasım 2002 genel seçimleri sonrasında, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), tek başına hükûmeti kurar. AKP, hızla özelleştirmelere yönelir. Elektrik hizmetlerinde de, hem özelleştirmeleri yaygınlaştırır hem de 1996 yılında RefahYol koalisyonunun yaptığı gibi, hükûmete kendisinin geldiğini hissettirecek şekilde, kimi ihaleleri ve görevlendirmeleri yeniden yapacağının sinyallerini verir.
Mart 2004'te, elektrik dağıtım ve üretiminin 2006 yılına kadar özelleştirilmesini takvime bağlayan, TEDAŞ bünyesinde bulunan dağıtım şebekesi 21 bölgeye ayıran “Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu ve Özelleştirme Strateji Belgesi” yayınlanır. Bu belgeyi, 02.04.2004 tarihli ve 2004/22 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile TEDAŞ’ın özelleştirme kapsam ve programına alınması takip eder. Böylece, Kayseri haricindeki bölgelerin 20'si yeniden özelleştirmeye dâhil edilir.
Özelleştirme sürecinin yürütülebilmesi için de, 20 bölgede TEDAŞ'ın bağlı ortaklığı olan 20 anonim şirket kurulur ve elektrik dağıtım lisansları bu şirketlere devredilir. Örneğin, İzmir–Manisa bölgesi için 25.01.2005 tarihinde Gediz EDAŞ, Aydın, Denizli ve Muğla bölgesi için de 01.03.2005 tarihinde Menderes Elektrik Dağıtım A.Ş. kurulur.
2005 yılında yine sihirli bir dokunuş gerçekleşir. Bakanlar Kurulunun 23.09.2005 tarihli ve 2005/9485 sayılı kararı ile AYDEM dışındaki şirketlere yapılan görevlendirmeler yürürlükten kaldırılır. Sadece AYDEM’in dışarıda bırakılması dikkat çekicidir. 2004 yılında özelleştirme kapsamına alınan Aydın, Denizli ve Muğla bölgesinin, ihale yapılmadan yeniden AYDEM’e devredilmesinin yolu açılır.
Önce 18.01.2008 tarih ve 2008/08 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu toplantısında, Menderes Elektrik Dağıtım A.Ş. özelleştirme kapsam ve programında çıkarılır. 2006’da Menderes Elektrik Dağıtım A.Ş. ile TEDAŞ arasında imzalanan sözleşme de feshedilir. Rekabet Kurulunun 8 Mayıs 2008 tarihli ve 08-32/397-134 sayılı kararı ile AYDEM’in bölgedeki elektrik dağıtım hizmetlerinin devralmasının, tekel yaratmayacağına karar verilir. Ve en sonunda 15.08.2008 tarihinde AYDEM ile TEDAŞ arasında işletme hakkı devir sözleşmesini imzalanır. Aydın, Denizli ve Muğla illerindeki elektrik dağıtım ve perakende satış lisansı AYDEM’e devredilir.
|
Bu süreçte, AYDEM’in ortaklık yapısında Elektrik Mühendisleri Odası(EMO) tarafından hazırlanan “Elektrik Dağıtım Bölgeleri Üzerinden Garip İlişkiler Yumağı–Fener Işığında Gölge Oyunları” başlıklı çalışmada ortaya konan dikkat çekici bir gelişme yaşanır. |
|
|
“Küre İletişim” isimli bir şirket, Rekabet Kurulu kararı ile devir sözleşmesi tarihi arasında yüzde 9 hisse sahibi olarak AYDEM’e ortak olur. yüzde 10 ve üzerindeki değişikliklerin Enerji Piyasası Denetleme Kurumu (EPDK) onayı gerektirmesi nedeni ile hisse değişikliğinin yüzde 9 ile sınırlı tutulması manidardır.
Ortaklık sonrasında, Küre İletişim adına Ali Murat Korkmaz, yönetim kurulu üyesi olur. EMO’nun çalışması, Ali Murat Korkmaz’ın karmaşık bir ilişki ağı ile Kanal 7 ve Deniz Feneri davası sanıkları ile bağlantılı olduğunu ortaya koyar.
Ceyhan Saldanlı ise Ali Murat Korkmaz ile Sakarya–Bolu elektrik dağıtım bölgesinde işletme hakkı devri ile görevlendirilen şirketin ortağı iken tanıştığını, Korkmaz’ın şirketinin sektörden çekileceğini öğrenmesi üzerine, kendisine iş teklif ettiğini söylemektedir.8
Enerji sektöründe, “iş bitirici” özelliklere sahip isimlerin transferi ile finans kuruluşlarından, bürokrasiden emekli olanların şirketlerde görev alması, yaygın bir durumdur.
Ceyhan Saldanlı da, kendisine kapı açacağına inandığı isimleri, şirketlerinde görevlendirmede, onlara hisse vererek ödüllendirme konusunda açık bir yapı sergiler. Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcılığı ve EPDK Başkanlığı yapmış Hasan Köktaş’ın, ETİ Maden Genel Müdürlüğü de yapmış olan, eski bakanlar Sema Ramazanoğlu ile Selma Aliye Kavaf’ın kardeşi Elmas Yaşar Bostancı’nın ve PETKİM Genel Müdürlüğü yapmış Mehmet Hayati Öztürk’ün, AYDEM’e bağlı şirketlerde yönetim kurulu üyesi olması bunun örnekleridir.
Fakat ilginçtir ki, Küre İletişim adına Ali Murat Korkmaz’ın yönetim kurulu üyesi yapılması kararının alındığı AYDEM Yönetim Kurulu toplantısına üç üye katılmış, 26 Haziran 2008 tarihli ve 7092 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilanda da görüleceği üzere karar, oyçokluğu ile alınmıştır. (Resim 4) Belli ki, AYDEM yönetim kurulu üyelerinden biri, ya kendi adına ya da yönetim kurulunun tamamı adına, kaldıkları dayatma karşısındaki rahatsızlığı kayıt altına almaktadır.
|
Ancak, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine de işlenen bu karar, aynı zamanda, AYDEM yönetiminin, “kaybedilecek”leri “kazanılacak” gelir karşısında önemsiz kabul ettiği anlamına da gelmektedir. |
|
|
Bu açıdan, pek de şaşırtıcı bir durum yoktur ortada. Enerji sektöründe de, aracılık faaliyetleri için danışmanlık, ortaklık, hisse devri gibi yasal isimler altında ödemeler yapıldığını, sektöre uzaktan yakından bağı olan herkes bilmektedir. Bu ilişkiler o kadar çok yaygınlaşmıştır ki, artık işin “doğası” kabul edilmektedir.
AKP ile ilişkiler, AKP’nin “İktidar değişti, kuralları yeniden belirleyelim” demesi ile belki biraz gerilimli başlamıştır ancak sonuç, AKP’nin de AYDEM’in de istediği gibi olur. AYDEM’in ortaklık yapısı değişince, uyum dönemi başlar.
Bunun ilk işareti, devir sözleşme bedelinde kendisini gösterir. 2000 yılında belirlenen 110 milyon dolarlık bedel, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası ABD doları efektif satış kuru üzerinden (Haziran 2008’de 1 ABD Doları 1.2416TLdir ) Türk Lirasına çevrilecek, yarısı devir tarihinde, kalan yarısı ise iki yıl içinde iki taksit halinde ödenecektir.
İleriki yıllarda diğer dağıtım bölgeleri için gerçekleştirilen özelleştirme ihaleleri ile bir karşılaştırma yapıldığında, Aydın, Denizli ve Muğla illerindeki elektrik dağıtım ve perakende satış lisansının, AYDEM tarafından nasıl ucuza kapatıldığı bir kez daha gözler önüne serilir.9 (Tablo 3) 1926’dan itibaren imtiyazı değişmeyen ve özgün bir örnek olan Kayseri dağıtım ağı bölgesi bir kenara bırakıldığında, Aydın, Denizli ve Muğla illerindeki elektrik dağıtımının özelleştirilmesi kişi başına ödenen 71,7 dolar ile en ucuza gerçekleştirilmiş, dağıtım özelleştirmesidir.
Evet, her bir özelleştirme ihalesi kamu kaynaklarının yağmalanması anlamına gelmekte, birinin bir diğerinden daha “pahalıya” satılmış olması, bu gerçeği değiştirmemektedir. Ancak, bu karşılaştırma, kimi şirketlerin hızlı büyümesinde, sermaye birikimlerini hızla arttırmasında, özelleştirmelerin nasıl bir araç olarak kullanıldığını da göstermektedir.
AYDEM’e her türlü kolaylık sağlandı
AYDEM örneğindeki bir diğer çarpıcı durum ise Türk Lirası'na çevrilen devir bedelinin, Denizli ilinde 1 yılda tahsil edilen fatura ücretinin neredeyse yarısı kadar olmasıdır. Elektrik hizmetleri, daha ilk yıldan kâr edecek şekilde, AYDEM’e teslim edilmiştir.
Ancak, iktidar cephesinden sağlanan “kolaylık”, bununla sınırlı değildir. TEDAŞ’ın dağıtım hatlarını yenilemek ve arızaları gidermek için kullandığı ve her bölgenin yatırım ihtiyacına göre ayrı ayrı belirlenen “işletme hakkı devir bedeli”, faturalara 5 yıl boyunca yansıtılır.
Artık, 1991 yılındaki Bakanlar Kurulu görevlendirmesi ile başlayan, hükûmet ve mevzuat değişiklikleri, davalar nedeniyle kimi zaman kesintiye uğrayan bir süreç sonucunda, AKP döneminin başlaması ile birlikte AYDEM’in hızlı yükselişi de başlar.






Benzer Haberler
HAZCILIK (HEDONİZM)
KUTSALIN TEZAHÜRÜ
Başkan Kırgız: “Emekli sendikacılığında yeni yol haritası çiziyoruz”
Emekli sendikacılığı…
ARTIK ZORUNLU HALE GETİRİLDİ
Denizli Dikkat!
NORMAL
Aydem Holding: 'Derin öyküsü'