AT EŞEK VE OİDİPUS
At ve eşek, dışarıdan bakıldığında birbirine benzeyen ama görevleri, karakterleri ve kıymetleri tamamen farklı iki hayvandır. Eğer bir kişi bu kadar bariz bir farkı göremiyorsa, zihinsel bir "körlük" veya "idrak yolları kapalılığı" yaşıyor demektir.
Halil Dilek
“Kavimler Kapısı” , “Küçük Asya” , “Medeniyetler Beşiği” gibi büyük ve gayet derin anlamlar ihtiva eden isimlerle isimlendirilmiş; hakkı neredeyse kelimenin tam manasıyla teslim edilerek nitelendirilmiş güzel Anadolumuz'un, kadim halk bilgeliği ünlüdür. Bu bilgelikte lafı gediğine oturtma , az sözle çok şey anlatma, hikmetli ve tesirli sözler söyleme gibi dilsel eylemler yaygın olarak görülmüştür. Özlü sözler , darb-ı meseller , deyişler , atasözleri gibi maksadı kolaylıkla ve kestirmeden hasıl eden kalıplaşmış ifadelerin geri planına baktığımızda ise; kollektif şuurun ve şuuraltının , yaşanan tecrübelerin , kültürel mirasın yansımalarını görürüz. Bazen usturuplu bazen usturupsuz ya da argo diye nitelenen sözler dilde ifade edile edile toplum hafızasında yer edinmiştir. Bunlardan , kenar mahalle apartman duvarlarına sprey boyayla yazılmış veya hayta lise öğrencilerinin okul tuvalet duvarlarına yazdıkları türden birisini ele alalım: “At ile eşşeği ayırt edemeyen anası ile avradını da ayırt edemez!”
Anadolu’nun sert ve çarpıcı halk deyişlerinden olan bu söz , aslında Oidipus Kompleksi’nin(ve trajedisinin) en kaba , en doğrudan ve filtresiz dışavurumudur. İlk bakışta kaba bir benzetme gibi görünse de, aslında kişinin temel prensipleri, sınırları ve değerleri ayırt etme kabiliyeti üzerine eleştirel bir bakışı yansıtır. Burada, metaforik bir biçimde ifade edilen ilişkide “nesnelerin ayırt edilmesi ve kategorizasyon” , “hukuk” ve “farkındalık” gibi yetiler ve değerlere göndermeler yapılmıştır. Sigmund Freud’un psikoloji literatürüne kazandırdığı ünlü “Oidipus Kompleksi’ne” de temel oluşturmuş , Antik Yunan’ın en bilindik trajedilerinden biriyle kültürümüzün pek özlü halk deyişi arasındaki sıkı paralelliklerin tespitine geçmeden önce söz konusu trajik öyküyü özetlemek iyi olur: “Oidipus , Thebai Kralı Laios ve Kraliçe İokaste’nin oğludur. İokaste’nin hamile iken gördüğü rüyanın kahin tarafından yorumlanışına göre; doğacak çocuk babasını öldürecek ve annesi ile evlenecektir. Bu yüzden Laios , çocuğu doğar doğmaz öldürmek ister. Oidipus’un kurda kuşa yem olması için ormana bırakılmasını emreder. Fakat yardımcısı çocuğa acır ve onu bir çobana verir. Çoban ise Oidipus’u çocukları olmayan Korint Kralı Polybos ve Kraliçe Merope’ye verir. Ayak bilekleri delinip içinden şiş geçirildiği için çocuğa “şiş ayaklı” anlamında “Oidipus” ismi verilir. Yeni anne babasının sevgiyle büyüttüğü Oidipus delikanlılık çağına geldiğinde kendisini büyütenlerin gerçek anne babası olmadığına dair dedikodular işitir. Gerçeği Tanrı Apollon'dan öğrenmek için Delphoi tapınağına gider – bu arada Aydın Didim'de de harika görünümlü bir Apollon tapınağı var ve zamanında buraya gelip kurban keserek tapınak rahiplerinden kendileri için kader tahminleri yapmalarını isteyen inananlar yaşamış. Günümüzde bu uygulama , bazı türbelerde Apollon tapınaklarındaki uygulamalara benzer biçimde yaşatılmaktadır. Türbenin önünde kurban kesip , türbenin içinde veya müştemilatında o gece uyuyup gelecekle ilgili rüya görme arzulanır – Babasını öldürüp annesiyle evleneceğini öğrenen Oidipus öfkeyle , yaşadığı şehri terk etmeye koyulur. Geldiği bir , üç yol ağzında yol verme tartışmasında kendisini kamçılayan adamı ve arabacısını öldürür. Bilmeden öldürdüğü bu adam öz babası olan Thebai Kralı Laios’un ta kendisidir. Gide gide Thebai’ye ulaşan Oidipus , burada sphenks adlı canavarla karşılaşır. Canavar , halka bilmeceler sorup bilemeyenleri öldürüp yemekte ve böylece halka korku salmaktadır. Bilmeceleri doğru cevaplayıp Sphenks’in ölümüne neden olan Oidipus’u halk; Laios’tan boşalan krallık tacıyla ve dul kalan Kraliçe İokaste ile evlendirerek ödüllendirir. Bu evlilikten dört çocuk dünyaya gelir. Yıllar sonra şehirde baş gösteren veba salgını nedeniyle Kral Oidipus kahine başvurur. Kahin der ki: Kral Laios’un katili bulunmalı ve sürgüne gönderilmeli. Oidipus yaptığı araştırmayla acı gerçeği öğrenir ; bilmeden öz babasını öldürmüş ve öz annesiyle evlenmiştir. Oidipus , annesi Iokaste’nin altın iğneleriyle kendi gözlerini kör eder İokaste ise kendi kendisini öldürür. (Not: Oidipus’un gerçekleri öğrendikten sonra gözlerini kör etmesi efsanesine atıfla , psikiyatri literatüründe kişinin kendi gözlerine zarar vermesi(otoenükleasyon) oidipism adıyla geçmektedir.)
Deyişimizin anlam katmanlarını maddeler halinde sıralayacak olursak:
- Ayırt Etme Kabiliyeti (Basiret)
At ve eşek, dışarıdan bakıldığında birbirine benzeyen ama görevleri, karakterleri ve kıymetleri tamamen farklı iki hayvandır. Eğer bir kişi bu kadar bariz bir farkı göremiyorsa, zihinsel bir "körlük" veya "idrak yolları kapalılığı" yaşıyor demektir. Söz, "Basit farkları göremeyen, hayati farkları hiç göremez," der. Oidipus’un trajedisi “anası ile avradını” ayırt edememesidir ; o , bu iki ayrı kimliği tek bir bedende (farkında olmadan da olsa) birleştirmiştir. Kültürümüzde “ana” şefkatin ve hürmetin sembolü iken ; eş ise mahremiyetin ve sadakatin sembolüdür. Hayatındaki bu en temel figürleri ayırt edemeyen kişinin dünyayı kategorize edemeyen , temel toplumsal yasaları kavrayamayan bir zihne sahip olan ; ahlaki pusulası şaşmış ahmak birisi olduğu düşünülür.
- Bilgisizlik ve Cehalet (körlük)
Oidipus , Sphenks’in bilmecelerini dahi çözen çok zeki birisidir; ancak kendi hayatındaki en basit ayrımı (kimin annesi olduğunu) yapamaz. Hülasa , deyişteki “ayırt edemeyen” vurgusu , biyolojik bir görme bozukluğu değil bir idrak körlüğüdür. Oidipus da gerçeği öğrendiğinde kendi gözlerini kör ederek , bu “ayırt edememe” halini fiziksel bir cezayla cezalandırır. At ile eşeği ayırt edemeyen kişi , aslında toplumsal düzende “yolunu kaybeden” kişidir.
- Liyakat ve Adalet
Adalet, "her şeyi olması gereken yere koymaktır." Atı eşek yerine, eşeği at yerine koyan birinin adalet duygusu sarsılmıştır. Hayatındaki insanlara hak ettikleri değeri ve doğru konumu veremeyen biri, toplum gözünde güvenilmez ve "ham" bir insan olarak nitelendirilir. Ziya Paşa , “Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkar; Katır mühürdar oldu , eşek defterdar!” dizeleri ile atama ve görevlendirmelerde ehil kişiler yerine kamu hukukunu ayaklar altına alarak kötü kişileri tercih edenleri hicvederek atlı eşekli mezkur deyişimize adeta göndermede bulunur.
Son olarak Freudyen açıdan bakarsak; bu sözü , Oidipus Kompleksi’nin başarısız bir şekilde çözüldüğü durumlara (babanın yasasının çiğnendiği) verilen sert bir tepki olarak da değerlendirebiliriz. Hem Oidipus efsanesi hem de bu halk deyişi “ensest tabusu” nu korumaya yönelik birer uyarı mekanizmasıdır.
Kıssadan hisse at ne eşek ne bilelim , katırlara hürmet etmeyelim (onlara arpa , saman yonca ve güzel otlarla su verip fazla yük yüklemeyelim) . İyiyi kötüden , kıymetliyi kıymetsizden haklıyı haksızdan ayırt edelim.






Benzer Haberler
AT EŞEK VE OİDİPUS
DİLLERİNİ DOLAŞTIRDIK Kİ BİRBİRLERİNİ ANLAMASINLAR
MUTLULUĞU ARAMAK
Atilla Sezener: “Rahat bırakılmalı”
DOĞA DURUMU
Başkan Hatipoğlu: “Füzeler çiftçilerin üzerine yağıyor!”
ANNE HER ZAMAN BELLİDİR
Köpeklerin deri sağlığı ve tüy bakımı için doğal/vegan sabun üretildi.