Telefon
WhatsApp
ANNE HER ZAMAN BELLİDİR

   Halil Dilek

    Hatay'ın Hassa İlçesinde bir arkadaşımın vefat eden babasının cenaze törenine gitmiştim. Ölü , İslami usullere göre gömülüp mezar oluşturulduktan sonra imam , bir miktar kuran ve dua da okuyup ardından telkin(talkın , talkım olarak da söyleniyor) vermeye başladı. Telkin vermek terimi , islam ülkelerinin çoğunda özellikle de ülkemizde olan geleneksel bir uygulamayı ifade ediyor olup ; mezar başında yeni gömülmüş ölüye karşı din görevlisinin veya onun yerine bu görevi ifa edebilecek nitelikte birisinin , bir takım dini sözler okuması anlamında kullanılmaktadır. Telkin uygulamasında , vazifeli kişi ayağa kalkıp defnedilmiş ölünün yüzüne karşı durup ona üç defa art arda ismiyle seslenir. Bu sesleniş sırasında kişi annesine nispet  edilir. Mesela ölenin adı Faruk ,  annesinin adı da emine ise “Ya Emine oğlu Faruk! , Ya Emine oğlu Faruk! , Ya Emine oğlu Faruk!” biçiminde bir hitabetle telkine başlanılır. Arkadaşın babasının telkini bitip kalabalık insan grubu yavaş yavaş mezarlık girişine doğru yürürken  yaşlıca olduğunu tahmin ettiğim bir adam: “sadece annesinin adı söylendi , babasının adı anılmadı” dedi. Ben ise  o kişinin duyamayacağı bir ses tonuyla: “evet öyle oldu telkin verilirken anne adı söyleniyor” dedim. Bu esnada beni duyan orta yaşlı bir adam: “çünkü o ölünün annesi belli fakat babası belli değil. Senin baban belli mi?” diye bana karşılık verdi. Soru gayet güzel bir soru olup aynı anda antropoloji , hukuk tarihi ve dinler tarihini buluşturan cevaplara gebeydi.  Fakat cevap son derece kısa ve net: hayır belli değil.

      Bu kısa mezarlık sohbetinin bize hatırlattığı , “Mater semper certa , pater incertus” ilkesi olabilir; yani “Anne daima bellidir , baba ise belirsizdir.” Bu ilke uzun süre korunmuştur. Roma Hukukunda , çocuğun annesinden doğduğu andan itibaren  annesinin , doğumdaki rolü nedeniyle kesin olarak belirlendiğini ortaya koyar.-gerçi günümüzdeki taşıyıcı annelik , klonlama teknolojisi gibi gelişmelerle bu ilke  birazcık sarsılmıştır-Türk Medeni Kanunu’nun 282. maddesi uyarınca da çocuk ile anne arasındaki soybağı doğumla kurulur. Bu düzenleme , Roma hukukundan gelen “Mater semper certa est” (Anne her zaman bellidir) kuralına dayanır. Krallık Fransa’sında söylenen bir sözde olduğu gibi: “Kral , Kraliçenin çocuğudur.” Baba burada birçok kültürde olduğu gibi  ikincil önemdedir ve sadece çocuğu meşrulaştırıp tanınmasını sağlar. Tarihteki benzer versiyonlara bakacak olursak: “Mater semper certa; pater  est quem nuptiae demonstrant”(Anne her zaman bellidir; baba evlilik sözleşmesinde belirtilen kişidir) (Digesta   Iustiniani 2.4.5) , “Mutter eines Kindes ist die Frau , die es groben  hat” (Çocuğun annesi , kendisinden doğmuş olduğu kadındır) (Alman medeni kanunu , paragraf 1571) gibi yasa maddelerini sayabiliriz.

     Digesta Iustiniani  , en eski hukuk belgelerinden biri olup modern hukukun birçok kuralına  temel oluşturmuştur. Bu yasaya göre babanın konumu tartışmalı ve belirsiz olsa da anne her zaman kesin olarak bellidir. Doğum esnasında en az bir kişi(ebe) bulunur. Genellikle doğumda ebe veya yaşlı kadınlar , komşu kadınlar  , günümüzde jinekologlar ve hemşireler bulunurlar. Doğum bu haliyle kamusal alanda veya yarı kamusal alanda gerçekleşen bir hadisedir. Buna karşılık babanın eylemi gözlerden uzak bir sır perdesinin ardında gerçekleşir. Hatta daha da gizemli olan kısmı , döllenmenin kadın bedeninin içinde karanlık bir mekanda gerçekleşiyor olmasıdır. Günümüz tıbbında DNA’ların karşılaştırılmasıyla babalık testlerinin yapılabiliyor olması mümkünse de , bu gayet istisnai bir yoldur.  Dünya edebiyatından , popüler dizilerden sinema filmlerinden ve günümüz tıbbındaki kimi uygulamalar neticesinde meydana çıkan hukuki tartışmalardan aşina olduğumuz birtakım sorunsallar var annelikle ilgili. Bu sorunsallarda , gerçek annenin kim olduğu , doğuranın mı yoksa bakanın mı anneliğe layık olduğu,  çocuk üzerinde kimin hak sahibi olduğu , gen sahibi-doğuran-yetiştiren şeklinde dağılan annelik biçimleri işlenir. Fakat bu türden uç örneklerdense , mater semper certa  ilkemize halel getirmeyen örnekler sıralayacağım. Eski Ahit’ten “Hazreti Süleyman’ın Adaleti” kıssası , Maha-Ummagga Jataka (Buda’nın geçmiş yaşamlarına dair hikayeler) ve Li Qianfu'nun “Tebeşir Dairesi” oyunu.(1259-1368 Yuan Hanedanlığı dönemi)

      Süleyman’ın Adaleti veya Süleyman’ın Yargılaması kıssası: “Bir gün iki fahişe gelip kralın önünde durdu. Kadınlardan biri krala şöyle dedi: “Efendim , bu kadınla ben aynı evde yaşıyoruz. Birlikte kaldığımız sırada ben bir çocuk doğurdum. İki gün sonra da o doğurdu. Evde yalnızdık , ikimizden başka kimse yoktu. Bu kadın geceleyin çocuğunun üzerine yattığı için çocuk ölmüş. Gece yarısı , ben kulun uyurken , kalkıp çocuğumu almış,  koynuna yatırmış , kendi ölü çocuğunu da benim koynuma koymuş. Sabahleyin oğlumu emzirmek için kalktığımda onu ölmüş buldum. Ama sabah aydınlığında dikkatle bakınca , onun benim doğurduğum çocuk olmadığını anladım.” Öbür kadın , “Hayır! Yaşayan çocuk benim,  ölü olan senin!” diye çıkıştı. Birinci kadın,  “Hayır! Ölen çocuk senin,  yaşayan çocuk benim!” diye diretti. Kralın önünde böyle tartışıp durdular. Kral: “Biri , “yaşayan çocuk benim , ölü olan senin” diyor , öbürü , “Hayır! Ölen çocuk senin , yaşayan benim” diyor , o halde bana bir kılıç getirin!” dedi. Kılıç getirilince , kral , “yaşayan çocuğu ikiye bölüp yarısını birine , yarısını öbürüne verin!” diye buyurdu. Yüreği oğlunun acısıyla sızlayan , çocuğun gerçek annesi krala , “Aman efendim , sakın çocuğu öldürmeyin! Ona verin!” dedi. Öbür kadınsa , “ Çocuk ne benim  , ne de senin olsun , onu ikiye bölsünler!” dedi. O zaman kral kararını verdi: “Sakın çocuğu öldürmeyin! Birinci kadına verin , çünkü gerçek annesi odur.” Kralın verdiği bu kararı duyan bütün İsrailliler hayranlık içinde kaldı. Herkes adil bir yönetim için Süleyman’ın Tanrı’dan gelen bilgeliğe sahip olduğunu anladı.(Kitab-ı mukaddes ,1. Krallar 3:16-28)

    Geleceğin Buda’sı  Bodhisatta’nın henüz çocuk yaştaki bir hikayesi: Aç bir cin , bebeğiyle birlikte bir anne gördü. Cin , anneye oğlunun ne kadar sevimli olduğunu söyledi ve onu emzirmek istedi; Anne kabul etti. Cin , çocukla biraz oturduktan sonra onu alıp kaçtı. Anne peşinden koştu ve cini yakaladı; ikisi de çocuğun kendilerinin olduğunu iddia etti. Bodhisatta , cinin kırmızı kımıldamayan gözlerini ve gölgesinin olmamasını görünce hemen annenin o olmadığını anladı , ama bunu belli etmedi ve ikisi de onun kararını kabul etti. Bodhisatta yere bir çizgi çizdi ve çocuğu üzerine koyarak her kadına bir ucundan tutup çekmelerini söyledi. Bebeği çizginin üzerinden geçiren kadın onu kendine saklayabilecekti. Çekmeye başladılar , ancak çocuk acıdan yüksek sesle ağlamaya başlayınca anne bıraktı ve ağlamaya başladı. Bodhisatta , kalabalığa , çocuklara karşı şefkatli olmanın annenin kalbinde olduğunu söyleyerek , diğer kadının bebeği yemeyi planlayan bir cin olduğunu açıkladı. Cin , kimliğini ve niyetini itiraf etti ve Bodhisatta onu azarlayarak , geçmiş yaşamındaki günahlar yüzünden cin olarak doğduğunu ve şimdi tekrar günah işlediği için haksızların yolundan kurtulamayacağını söyledi. Ona beş ilkeyi öğretti ve onu gönderdi.

     Li Qianfu’nun yazdığı “Tebeşir Dairesi” oyunu: On altı yaşında güzel bir kız olan Hai-tang , babasının ölümünden sonra yoksul ailesi tarafından bir geneleve satılır. Orada , zengin ve çocuksuz bir vergi tahsildarı olan Ma Chun-shing ile arkadaş olur ve Ma onu ikinci karısı olarak evine alır. Ona Shoulang adında bir oğul doğurur , ancak bu durum Ma’nın ilk karısı Ah-siu’nun kıskançlığına neden olur. Ah-siu , Hai-tang’ı zina ile suçlar , Ma’yı zehirler ve suçu Hai-tang’a yükleyerek mahkemede Shoulang’ın kendi çocuğu olduğunu iddia eder , böylece Ma’nın servetini miras alabilir. Hai-tang tutuklanır ve itiraf edene kadar dövülür. Hai-tang asılmak üzereyken , Süleyman’ın Yargılamasına benzer bir sahnede Bao Zheng tarafından kurtarılır. Shoulang , iki kadın arasına tebeşirle çizilmiş bir dairenin ortasına yerleştirilir ve her birine çocuğu kendine doğru çekmesi emredilir. Hai-tang , çocuğuna zarar vermeye dayanamadığı için girişimden vazgeçer ve böylece çocuğun gerçek annesi olarak yargılanır.

     Mezarlıktaki ölü gömme adetlerini izleyen birkaç insanın , fısıltı tonunda sohbetinden insanlığın kadim yasalarından birine ulaştık: “Mater semper certa est”. Buradan da Roma Hukukunda metinleşmiş Latince ifadeye uzandık: “Mater semper certa est,  pater est quem nuptiae demonstrant”. Kuşkusuz günümüzde geçerliliğini koruyan pek çok ilke ; halk kültüründe yaşayan anlatı , inanış , uygulama vb vardır. Mezarlıklar,  cenaze törenleri , düğünler , bayramlar ve bunlar gibi nice yerler ve etkinlikler bizlere bir şeyler anlatabilir. Etrafımıza kulak vermeli ve göz gezdirmeliyiz .

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

300 X 250 Reklam Alanı

Reklam

300 X 250 Reklam Alanı

Yazarlarımız

Denizlİ Nöbetçi Eczaneler

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği