İrfan Osman Hatipoğlu
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diye bir söylem var. Ülke tarihinde olsun, ister kişisel tarihimizde kırılma evrelerinde bu deyimi çok kullanırız. Sonrasında farklı bir kulvarda koşmaya başlanır.
Ülkemiz, tam da bu süreçten geçiyor.
Ağır ekonomik koşullar altında yaşıyoruz. Ağır koşullar “baskıcı, demokratik hakların kısıtlandığı” bir süreç ile sürdürülmek isteniyor. Karşısında direniş başladı. Uzun anlatmaya gerek yok, yaşayarak görüyoruz.
Denizli bu kavganın neresinde?
Denizli tarihine baktığımızda, uzun soluklu toplumsal direnişlerin dışında kalmıştır. Direniş öyküleri yazılmadı. Bunun değişik nedenleri var. Birincil nedeni önemli ticari yollar -İpekyolu- üzerinde olmaması, kültürel etkileşimin dışında kalmasına neden oldu. İş insanlarının “küçük esnaf” zihniyeti içinde boğulmasıdır. Devamında kent burjuvazisinin oluşmamasıdır.
Açarsak…
Denizli, 1973 Hasan Gönüllü’nün belediye başkanlığı dönemine kadar kabuğuna kıramamış obez bir köy durumundaydı. İş insanları da Turgut Özal’ın dokunuşuna kadar “evlerinden sefer tasıyla” yemek getiren insanlardan oluşuyordu. Son dokunuş, belediye başkanı Nihat Zeybekçi tarafından yapıldı. Kent zincirlerinden kurtuldu.
Anlatmak istediğim, Denizli’nin toplumla/dünya ile kucaklaşması tarihi çok yeni. Deneyimi/birikimi eksik olduğundan verilen toplumsal mücadelede etkin yer alamıyor. Sürdürülmekte mücadelede olduğu gibi…
Güzel şeyler olmuyor mu? Oluyor. Kadınlarımız, her biri kahraman. Hak arayışında öndeler. Denizli’nin aydınlanma/demokrasi mücadelesindeki görünümünü kadınlar değiştirecek. Yeni Türkiye’deki yerimizi onlar belirleyecek.
Bu nedenle, Denizliler olarak göğsümüzü gererek “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyebiliyoruz.