İrfan Osman Hatipoğlu
Hazret-i Fatıma-tüz-Zehra, peygamberimizin en küçük kızıdır. İslam tarihi yazıcıları kendisiyle ilgili, kişiliğini ve kimliğini açıklayan yazılar yazmıştır. Yazılanların hepsini hak etmiştir. Fakat onun bir özelliğini görmezden gelir, atlarlar. Mevcut düzeni isyan etmesi, karalı bir şekilde direnmesi.
Hazret-i Fatıma-tüz-Zehra, babası (peygamberimizin) ölmesi sonrası yapılan halifelik seçimini, Hz. Ebu Bekir’i “biat” etmez. Muhalefet hareketi başlatır. Direncini kırmak için Hz. Ömer’in saldırısına uğrar, çocuğunu düşürür. Babasından miras kalan “Fedek Hurmalığı, peygamberler miras bırakmaz denilerek elinden alınır. Ölünceye kadar mevcut yönetime direnir ve derin yoksulluk içinde ölür.
Laikliği, çağdaş yaşamı savunan Denizli Kadın Platformu üyeleri ile Hazret-i Fatıma-tüz-Zehra ile nasıl örtüşüyor?
Öncelikle şunu belirtmeliyiz. Kadın Platformu üyelerinin inanmayla (Müslümanlıkla) bir sıkıntısı yok. İnancın kişiler düzeyinde kalmasını ve inanç düzeyinde istiyorlar. Ortak noktalarına gelince… İktidara karşı direnmeleri. Direnişe önderlik etmeleri.
Denizli Kadın Platformu üyeleri, başta laiklik olmak üzere iktidarın, ülkede oluşturmak istediği “dinci” iklimi yırtıp atmak için yapılan mücadeleyi önderlik ediyorlar. İktidarın uygulamalarının ülkeyi “ortaçağ” karanlığını sürükleyeceğini her platformda dillendiriyorlar.
Arkalarında yeterince destek var mı? Geniş bir insan yığını kadınların endişelerini paylaşıyor, fakat mücadelesini desteklemekte çekimser kalıyor. Aynen Hazret-i Fatıma-tüz-Zehra’nın mücadele sürecinde olduğu gibi.
Genellikle kadınlarımızı kahramanlaştırırken, “vatan savunması” üzerinden öyküler/menkıbeler anlatırız. Bu öykülerde ülke yönetimine direnç yoktur.
İktidara direnişte, Hazret-i Fatıma-tüz-Zehra’nın öyküsü çok özel deneyimdir. Ve kadınlarımızın direniş mücadelesine değişik açılardan referans olabileceğini düşünüyorum.