İrfan Osman Hatipoğlu
Cumhuriyet Halk Partisi’nde parti içi demokrasi dendiğinde, demokratik işleyişin büyüklüğü “yandaşlık” ile sınırlıdır. Ya bendensin ya da karşıdan anlayışı her dönemde karşılık bulmuştur.
Bu egemen anlayış bugünle sınırlı değil. Her dönem böyle olmuştur.
Denizli CHP örgütüne Gülizarcılar egemen olduğunda, parti içi demokrasi Gülizar Biçer Karaca’nın ölçütleri ile belirleniyordu. Kontrolü dışına çıkabileceğini düşündüğü parti üyelerini çiziyor/dikkate almıyordu.
Bugün roller değişti. Çavuşoğlu ve yandaşları partiye egemen. Önümüzdeki on yılda, Denizli’de CHP’nin yol çizgisine yön verecekler. Onun izdüşümünü belirliyor olmalılar ki CHP il örgütü, adı kamuoyunda bilinen partilileri, yerel seçimlerde “çalışmadı/adaylar hakkında karşı” söylemler geliştirdiler gerekçesiyle disipline sevk etmiş.
Atma cesareti gösterirler mi yoksa sertçe uyarırlar mı bilmiyorum. Fakat yapılan iş kabaca… İl yöneticileri öfkelerine yenik/deneyimsiz olmalılar ki, Gülizarcıların yöntemiyle yol almaya çalışıyorlar.
CHP il örgütünün, geçmişte Gülizarcılarla “öfke, kindarlık” düzeyinde sıkıntılı olduğunu biliyoruz. Büyükşehir başkanı Çavuşoğlu’na, politik deyimle “kazık” attı/itibarsızlaştırdı. Bunlar geride kaldı demiyorum. Çünkü geride kaldı demek gülizarcıların yaptıklarını meşrulaştırdığı gibi bugünkü yapılmak istenileni de meşru kılar.
Kimsenin yaptığının yanında kar karsın demiyorum. CHP il yönetimi öfkesini yenik düşmeden/disiplin sürecini işletmeden, genişletiş parti yöneticileri -mahalle temsilcileri, delegeler vb.- toplantısı düzenleyerek ilgili arkadaşları dinlemeli, savunma yapmalarının önünü açmalıdır.
Disiplin süreci işletilirse ne olur? İl yönetimi istediği hedefe ulaşmak yerine, bu arkadaşlar kahramanlaşır, çelik yumak durumuna gelir, ileride çözmek için ucundan asılsan da çözemezsin. Diğer yandan sosyal ağlarda “çirkin” söylem üzerinden tartışma sürer gider.
Buna izin verecek günlerde değiliz.