Söyleşi: İrfan Osman Hatipoğlu
Denizli’nin önemli entelektüellerinden olan Ahmet Fuat Özkan ile yazmış olduğu “Yakın Siyasi Tarihimizde Demokrasi Yolculuğu ve yaşadıklarım” kitap hakkında konuştuk. Kitap, adında da anlaşılacağı gibi Türk siyasi tarihi üzerinde kısa bir yolculukla başlıyor. Yazarın, bu yolcuğun son 50 yılında içinde bulunduğu/tanık ettiği olayları anlatımı ile devam ediyor. Sayın Özkan ile kitap üzerinde konuştuk.
Hocam, elimde ülkemizin demokrasi yolculunu ve kişisel tarihinize anlatan çok özel bir çalışmanız var. Kitabınız, batıdaki ulus devlet kavramının bizden farklı olduğunu anlatarak başlıyor. Neden farlı?
İnsanlık tarihi 18-20. Yüz yıl arasında büyük değişimler yaşamıştır. 18. Yüzyıl sonrasında patlayan sanayi devrimini, Osmanlı İmparatorluğu kaçırdı. Bu sanayi devrimi tarım toplumlarının ekonomik, toplumsal yaşamını alt üst etmiştir.
Bu alt üst oluş ülkemizi nasıl etkiledi açar mısınız?
Bu alt üst oluş karşısında, 1923 Türkiye’si, 1789 Fransa’sı kadar gelişkin ve donanımlı değildi. 1923 cumhuriyetin kurulması, 1908 2. Meşrutiyetle başlayan demokratik, toplumsal, siyasal hareketlerin sonucudur. 2. Meşrutiyette İslamcılar var, İttihat Terakkiciler, liberaller de var. Batıda Fransız feodalitesi ve burjuva sınıfının siyaset sahnesine çıkışı Fransız ihtilalini (1789) doğurmuştur. Fransız ihtilali yozlaşmış bir monarşiye karşı insan hakları mücadelesi olarak başladı. Bu büyük devrim pek çok şeyin yeniden tanımlamasını getirdi. Bizim siyasi tarihimizde hürriyet, uhuvvet (Kardeşlik), müsavat (eşitlik) gibi ilkeler 2. Meşrutiyetle başlamıştır. Prof. Tarık Zafer Tuna’ya göre 2. Meşrutiyetin ilanı, cumhuriyetin “siyaset laboratuvarıdır” der. 1923 Türkiye’si, 1789 Fransa’sı kadar sınıfsal gelişmişliğin alt yapısı yoktu. Tarım ve din toplumu denilen feodal toplumda ümmet fikrinden yurttaşlığa ulaşmak öyle kolay olmadı. İnsanlık tarihinde de böyledir. Mustafa Kemalin tarihsel rolü buradadır.
Mustafa Kemal deyince şunu sormak isterim… Mustafa Kemal’in burada konumu tam olarak nedir?
Mustafa Kemal bağımsızlık savaşını “ya istiklal ya ölüm” kararı ile başlatmıştır. Mustafa Kemal Atatürk aydınlanmayı özümsemiş, cumhuriyeti inanmış bir lider olması bu tarihsel dönüşümün nedenidir. O nedenle Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihsel yerini doğru olarak anlatmalıyız.
Kitabınızda demokrasiyi sanayileşmiş bir toplumda, gelirin hakça paylaşılması olarak tanımlıyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?
Demokrasinin kurum ve kuralları ile yerleşmesi bir süreç işidir. Bizim gibi ülkelerde demokrasi mücadelesi demokratik hak ve özgürlüklerin herkes tarafından güvence içinde kullanılmasıdır. Sınıfsal ve toplumsal tabakaların kendi ekonomik, demokratik talepleri için örgütlenmeleri ve örgütlü mücadele içinde olmalarıdır. Demokrasi mücadelesi aynı zamanda yerel, ulusal ve evrensel boyuttaki sorunların çözümü için de verilir. Bu mücadeleler kamu vicdanın oluşması ve siyasal erke karşı baskı oluşturur. Avrupa’nın 100-150 yılda yaşadığı demokrasi ve aydınlanma ışığını biz 15-20 yıla sığdırmışız.
Askeri darbelerden geçerek Türkiye’nin yakın siyasi tarihine tanıklık etmiş birisiniz. 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 darbelerine ait birçok anekdotun yer aldığı yakın demokratik tarihimize ışık tutan kitabınızı yazma süreci nasıl başladı?
27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı tanıklık ettim. 12 Eylül’ü cezaevlerinde bedel ödeyerek yaşadım. 1965-1980 arası Türkiye demokratik öğretmen hareketini (TÖS, TÖBDER) dönemlerinde yerel ve merkez organlarında görev aldım. 1978 de TÖBDER merkez yönetim kuruluna seçildim. Bu görevlerim nedeniyle tutuklandım ve cezaevine kondum. 1984 cezaevinden çıktıktan sonra, daha önce tuttuğum el yazısı notlar, günlükler vardı. Mamak’tan gönderdiğim mektupları eşim bir sandıkta gözü gibi korumuş, saklamış. Yıllar sonra bir rastlantı sonucu bu mektupları okuyunca derin bir sessizliğe boğumdum. O yıllarda, Mamak askeri cezaevinde yaşadığım duygu yoğunluğuyla yazdığım mektupların içeriği umut ve direncimi arttıran duygularla yazılmış. 2020 yılında dünyayı sarsan pandemi nedeniyle evden çıkmıyordum. Yaşım 75 olmuştu. Yaşlılığın ağırlığını hissetmeyi başlamıştım. Kuşkusuz ölüm yaşa ve zamana bakmıyor. Doğmakta ölmekte doğal. Tarihe ve geleceğe tanıklık etmek ve not düşmek adına yazmaya karar verdim. Birçok arkadaşım “anılarına yazmalısın” diye ısrar ediyorlardı. Salt bir anı kitabı olsun istemedim. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında eğitim ve kültür alanında yapılan atılımlardan başladım. 1940-1990 arasında 10’ar yıllık süreçlerde yaşanan toplumsal, siyasal olayları anılarla harmanlayarak “yakın siyasi tarihimizden demokrasi yolculuğu ve yaşadıklarım” başlığı altında kitaplaştırdım.
Kitabı yazarken geçmişe yolculuk yapıyorsunuz, özellikle gençlik yıllarına ait neler hissettiniz?
Yaşadığımız o yıllar zorlu acılı yıllar olsa da, demokrasi yolculuğundaki haklılığımız ve kararlı direniş ruhumuz bizi hep genç kıldı. Geriye dönüp baktığımızda bugün fizik olarak yaşlansak ta, yüreğimiz bir enerji topu gibi sarsan o gençlik ruhunu hissediyoruz. Gençlik yaşla değil, duygu his durumuyla, hatta örgütlü olmakla ilgilidir. Gönlümüz yaşlanmadı, bedenimiz yaşlandı. Yaşanmışlığın gerçekliği üzerinden edindiğimiz deneyim ve birikim gençliğin enerjisi ile birleşirse demokrasi yolculuğu ilerler. Kitabı yazarken yaşadığım gerçeklik üzerinden geleceğe yönelik çıkarımlar yaptım. Demokrasi ve demokrasi mücadelesinin birlikteliği üzerinden vurgular yaptım. Türkiye solu 1980 öncesi çok güçlüydü. Siyasal tartışmalar nedeniyle sol, tarihin en büyük bölünmüşlüğünü yaşadı. Gelecekte siyasal tarihi araştıracak olanlar için kitabın önemli bir kaynak olacağını düşünüyorum. Mutluluk dediğimiz şey insanın düşüncesi uğruna çaba harcadığı şeydir. Bizim kuşak gençlik yıllarında mutluydu. Mutluluk insan yaşamında bir referans olarak devam eder. Bizim referansımız demokrasi mücadelesiydi. Özgür, eşit, sömürüsüz bir topluma ulaşmaktı.
Hocam kitapta dikkatimi çeken “Eski tüfek” diye bir tanımlama var. Bu tanımlama ile neyi anlatmak istiyorsunuz?
Bu tanımlama benim değil. Fakat bizim yaş gurubu devrimcileri, demokratları anlatırken kullandığım, çok sevdiğim bir deyimdir. Eski tüfek sözünü ilk kez Mihri Belli kullandı. Mihri Belli 1960’lı yıllarda Milli Demokratik Devrim tezinin teorisyenlerinden biriydi. Eski Tüfek deyimini şöyle tanımlar: “Zor yıllarda belaya meydan okuyan, başına her türlü bela gelmiş, bunları anlı açık, başı dik olarak başarıyla atlatmış insan demektir”
Kitabınız salt alışılmış bir otobiyografi kitabı değil, dönemin sosyolojisini ortaya koyan anlatımlarla tarihe tanıklık ediyorsunuz. Belleğinizde iz bırakan acı olayları anlatıyorsunuz. Bu konuda ne dersiniz?
Yaşadıklarımız bizim onur kaynağımızdır. Biz yaptıklarımızdan değil, yapamadıklarımızdan üzgünüz. Bizimki yarım kalan bir yolculuk. Bizim mücadelemiz demokrasi ve emek mücadelesidir.